79

«Biz bu hükmü hemen Süleyman'a bildirmiştik. Herbirine hüküm ve ilim verdik. Dâvud'la birlikte tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Ve bunları biz yapmıştık.»

Dâvud (aleyhisselâm), Süleyman (aleyhisselâm)'ın babasıdır. Dört büyük kitaptan biri olan Zebur, Dâvud (aleyhisselâm)'a indirilmiştir. Her ikisine de Allah tarafından hüküm ve ilim verilmiştir. Bunların kıssası şöyledir: Bir gün Dâvud (aleyhisselâm) 'a iki kişi gelir. Bunlardan biri sürü, diğeri de çiftlik sahibidir. Bir gece sürü sahibinin koyunları çiftlik sahibinin ekinlerine yayılır, ekinleri istilâ edilen "büyük zarara uğrar. Bu zararın telâfisi için ekin sahibi, sürü sahibine baş vurur, fakat aralarında anlaşamazlar ve birlikte gelip meseleyi Dâvud (aleyhisselâm)'a bildirirler. Dâvud (aleyhisselâm) sürü sahibinin koyunlarını alıp ekin sahibine verir. Çünkü telef olan ekinin değeri sürünün değerine eşittir. Dâvud (aleyhisselâm) davacı ile dâvâlı arasında böyle hüküm ve karar verdikten sonra, her ikisi de bu hükme boyun eğerek çıkıp giderler. Giderken Süleyman (aleyhisselâm)'a da uğrarlar. Süleyman (aleyhisselâm), babasının aralarında nasıl hükmettiğini sorar. Onlar da kararı bildirirler. Süleyman (aleyhisselâm) onları dinledikten sonra «ben böyle karar vermezdim» der. Çünkü Yüce Allah o iki kişi arasında nasıl karar verileceğini kendisine vahyetmiştir. Bunun üzerine hemen Dâvud (aleyhisselâm) 'a dönerler, Süleyman (aleyhisselâm)’ın söylediklerini ona bildirirler. Dâvud (aleyhisselâm) oğlunu çağırır, o iki kişi arasında nasıl hükmedileceğim sorar. Süleyman (aleyhisselâm) babasına, «sürü sahibinin koyunlarım, çiftlik sahibinin ekinleri eski haline gelene kadar ona, tarlayı da ekip dikmek için koyun sahibine verilmesine, ekin eski haline geldiği zaman tekrar bunların sahiplerine iadesine ve bu zaman zarfında koyunların sütünden ve yününden tarla sahibinin istifadesine hükmedilmiştir» der. Bu karar Dâvud (aleyhisselâm)'un hoşuna gider ve «aranızdaki hüküm Süleyman'ın hükmettiği gibidir» der. Hazret-i Süleyman o zaman on bir yaşındaydı. «Dâvud ve Süleyman da hani kavmin koyunlarının yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlarken biz onların hükmüne şahittik. Biz bu hükmü hemen Süleyman'a bildirmiştik. Her birine hüküm ve ilim verdik. Dâvud'la birlikte tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Ve bunları biz yapmıştık.» Dâvud (aleyhisselâm) tesbihe başladığı zaman kuşlar ve dağlar onunla tesbih ederlerdi. O, bunların tesbihini işitir ve anlardı. Bazılarına göre Dâvud (aleyhisselâm) tesbih etmediği zaman Yüce Allah dağların ve kuşların tesbihini işittirir, o da derhal onlarla beraber tesbihe başlar ve beraber tesbih ederler. Görülüyor ki, canlı ve cansız her varlık lisan-ı hal ile Rabbini zikrediyor.

79 ﴿