|
17 «İşte biz onları böyle nankörlük ettikleri için cezalandırdık. Biz nankör olandan başkasını cezalandırır mıyız?» Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem)'den Sebe'nin ne olduğunu sorarlar. O da bir kişinin ismi olduğunu söyler. Bu kişi Seb'e ibn Yeşhup ibn Kâhtan'dır. Yemen'de «Ezd» kasabalarında Merip adında bir şehirde oturuyorlardı. Bu şehir Hazremevt dağlarının etek tarafmdadır. Bu şehrin banisi Sebe olduğu için o adla isimlendirilmiştir. Rivayete göre Sebe, Yemen'in ilk hükümdarının adıdır. Asıl ismi «Abdüşşems»-dir. İlk esir alan hükümdar olduğu için kendisine «Sebe- denmiştir. Sebe, esir alan demektir. Rivayete göre dört yüz seksen dört sena hükümdarlık yapmıştır, İbn Abbas (radıyallahü anh)ın rivayetine göre, Sebe, Yemen'de bir şehrin adıdır. Allahü teâlâ Yemen'in üç şehrine peygamber göndermiştir. Bunların bir kısmı sonradan gönderilmiştir. Bu peygamberler Sebe halkını ve çevresindeki kasabaların halkını imana davet edip Allah'ın kendilerine vermiş olduğu nimetleri hatırlatarak şükretmelerini istemişlerdir. Fakat onlar peygamberlerinin davetini kabul etmeyerek, imandan yüz çevirip bağ-bahçelerindeki mahsulden dolayı şımarıp azmışlardır. Süddî'nin rivayetine göre onların memleketi çok mümbit, her çeşit meyve ve sebzenin bol olduğu bir yerdir. O kadar bolluk vardı ki, kadınlar başlarına sele alıp bağ ve bahçelerin arasında dolaşırken dökülen meyvelerle sepetleri dolar-taşardı. Yere dökülen meyvelerin suları dere gibi akardı, bulundukları yer bir cennet misaliydi, iki dağ arasında geniş bir ovada yerleşen Sebe'liler, ovanın ortasından geçen nehrin önüne su ve bağ-bahçelerini sulamak için bentler yapmışlardı. Böyle bir nimet içinde bulunmaları kendilerini şımartmış, peygamberlerini yalanlamışlar, imandan ve şükürden uzaklaşarak azmışlardı. Onlar, kendilerine verilen bunca nimetlerin şükrünü bilmedikleri için Allahü teâlâ da bağ ve bahçelerini helak ederek, ellerinden almıştır. Allah, nimetlerine nankörlük yapanların elinden nimetini alır ve o milleti azaba uğratır. Onlara ve kendilerinden sonra gelenlere bir ibret olsun diye, tarla faresini bağ ve bahçelerine musallat kılmış, fare onların yapmış olduğu su bentlerini delerek büyük bir felâkete sebeb olmuştur. Bentlerden boşalan su, bütün bağlarını ve bahçelerini çorak bir araziye çevirmiştir. Bu durum olmadan önce peygamberleri kendilerini ikaz etmiş, Allah'a imana davet ederek şükretmelerini istemişlerdir. Onlar yine bildiklerini yapmışlardır. İçlerinden kâhin olan İbran ibn Amir, farelerin yavrularını yüksek yerlere taşıdığını görünce başlarına büyük bir felâketin geleceğini anlar, kavmini ikaz eder ve şehri terk ederek başka bir şehre gider.. O şehirden ayrıldığı günün akşamı felâket kopar, kurtulan pek az olur. Kurtulanlar da orayı terk ederek başka yerlere gitmek zorunda kalırlar. Onların, şımarıklık ve azgınlıklarından dolayı bağ-bahçeleri yok olur. O, bağ-bahçelerin yerinde acı yemişler, yabani meyveler ve sedir ağaçları biter. Yüce Halik bunu şöyle beyan ediyor: «Fakat onlar yüz çevirdiler. Bunun için biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların bahçelerini buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.» Bu felâket, Allah'ın kendilerine vermiş olduğu nimetlere şükretmedikleri için başlarına gelmiştir. Çünkü onlara «Rabbinizin verdiği rıziktan yeyin ve O'na şükredin» denmişti. Fakat onlar şükürden tamamen uzaklaşmışlardı. Bunun için de Allah onlara vermiş olduğu nimetlerini almıştı. Allah, nimetlerine şükretmeyenleri, nankörlük yapanları işte böyle cezalandırır. Hâlik-ı Mutlak bunu şöyle beyan ediyor: «İşte biz onları böyle nankörlük ettikleri için cezalandırdık. Biz nankör olandan başkasını cezalandırır mıyız?» önceki milletlerin ve toplumların cezalandırılmasının hikmeti, sebebi budur. Kendilerine verilen nimetlere nankörlük edenler ve azanlar mutlaka cezalandırılacaklardır. O beldelerin helak edilme sinda Allah'ın varlığına ve birliğine delâlet eden âyetler ve alâmetler vardır. |
﴾ 17 ﴿