20

«Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm verme selahiyeti vermiştik.»

Allahü teâlâ, Dâvud (aleyhisselâm)'a Peygamberlik verip ilim, anlayış, hüküm vermede isabet ve keskin görüş vermiştir. Böylece onun hükümranlığı kuvvetlenmiş, kesin hüküm verme selâhiyeti verilmiştir. İmam-ı Mukatil'e göre, Dâvud (aleyhisselâm) her gece mihraba çıktığı zaman, otuz üç bin kişi mihrabın etrafında nöbet tutarmış. Allahü teâlâ'dan «onun mülkünü kuvvetlendirdik» dediği işte budur.

Rivayete göre, bir adam bir çocuğa zulmederek zorla öküzünü elinden alır. Çocuk, adamdan öküzünü ister, adam hayvanı vermediği gibi, çocuğu sopa ile döver. Çocuk gelip Dâvud (aleyhisselâm)'a şikâyette bulunur. Dâvud (aleyhisselâm) aralarında hükmetmek için adamı çağırtır ve çocuğun öküzünü niçin aldığını sorar. Adam almadığını söyler. Çocuk o adamın öküzünü aldığına dâir şahid getiremez. Dâvud (aleyhisselâm) o gün aralarında hükmedemez, kararı ikinci güne bırakır. O akşam rüyasında Allahü teâlâ, o adamı öldürmesini ve öküzü alıp çocuğa vermesini ilham eder. Dâvud (aleyhisselâm) rüyanın rahmani olup olmadığında tereddüt eder ve «bu rüya ile hükmedilmez» diyerek böyle bir hüküm vermekten vazgeçer, O anda Cebrail gelir, aynı şekilde hükmetmesi için vahiy getirir. Dâvud (aleyhisselâm) bu hükmü İsrailoğullarına haber verir. Onlar, bu hükmü Dâvud (aleyhisselâm)'un verdiğini zannederek kızarlar ve şöyle derler: -Sopa ile çocuğu dövdü diye bîr adam öldürülür mü hiç?». Bunun üzerine Dâvud (aleyhisselâm) da onlara şu cevabı verir: -Bu, Allahü teâlâ'nın emridir. Benim hükmüm değildir.»

İsrailoğulları hükmün Allahü teâlâ'nın emri olduğunu duyunca teslim olurlar, bir şey söylemezler. Dâvud (aleyhisselâm) o adamı çağırır, hükmü bildirir. Adam şöyle der; -Ey Allah'ın Resulü, sen doğrusunu yapıyorsun. Ben bu çocuğun babasını kandırıp ormana götürdüm, orada öldürüp öküzünü aldım. Büyük haksızlık yaptım.» Böylece o adam katil olduğunu itiraf eder ve Dâvud (aleyhisselâm) da kısasa kısas olarak onu öldürür. Bundan sonra Dâvud (aleyhisselâm)'un heybeti büyük, padişahlığı kuvvetli olur. İsrailoğulları hükmüne hiç itiraz edemezler ve şöyle derler: «Davud'un bütün hükümleri doğrudur. O, hüküm lerini vahiy ile verir.» Bu olaydan sonra Hâlik-ı Mutlak, ona göktan bir zincir indirir, o zincir muallakta asılır ve şöyle buyurur: «Bundan sonra bu zincirle hükmedeceksin. Kimin eli zincire değerse o haklı, kiminki değmezse o haksızdır.» Haksız olan, zincire elini uzattığı zaman zincir yukarı toplanır, eli ona yetişemez. Haklı olan uzattığı zaman eli ona dokunur. Böylece haklı ile haksız meydana çıkar. Bir müddet bu zincirle hükmeder, Sonra bir kişi zorla bir adamın elinden incisini alır ve bir değneğin içini boşaltır, inciyi oraya saklar, ağzını da yapar. İncisi alınan adam Dâvud (aleyhisselâm)'a şikâyette bulunur, Dâvud (aleyhisselâm) her ikisini çağırır, aralarında hükmetmek için zincirin olduğu yere gelirler, önce incisi alınan, elini uzatır zincire dokunur. Sonra inciyi alan elindeki değneği inci sahibine verir, o da elini uzatır zincire dokunur. Dâvud (aleyhisselâm) bu manzara karşısında aralarında hükmedemez. O zaman zincir kaldırılır ve Yüce Halik, Dâvud (aleyhisselâm)'a şöyle buyurur. -Bundan sonra davacı ile davalı arasında yemin verdirerek ve şahid getirterek hükmet.» Dâvud (aleyhisselâm) bundan sonra bu yolu takip eder. Yüce Allah'ın «Biz. Davud'a hikmet ve faslı hitap verdik» buyurmasının sebebi işte budur.

20 ﴿