103Allah, Bahire, Saibc, Vasile ve Ham diye bir şey yapmamıştır. Fakat kâfirler Allah'a yalan iftira etmektedirler. Çokları da akıllarını kullanmazlar. Bu âyet-i kerime, cahitiye dönemine ait bazı âdetlerin din haline getirildiğini, bunların, Allah'ın emriymiş gibi gösterildiklerini, fakat Allah'a karşı iftirada bulunmaktan başka bir şey olmadıklarını bizlere bildirmekte, dinde olmayan şeyleri dine sokmanın yasak olduğuna işaret etmektedir. Bu eahiliye anlayışına göre Allah'ın, kullarına helal kıldığı bazı hayvanlar birtakım özel durumlarından dolayı haram sayılmışlardır. Onların etlerinden, sütlerinden, yünlerinden ve çalıştırılmalarından faydalandırılmazlardı. Allah'ın, kullarına helal kıldığı hayvanları ilk defa insanlara haram kılan kişinin, Amr b. Âmir b. Luhayy b. Kam'a b. Hındif el-Huzai olduğu, bu sebeple cehennemde bağırsaklarını sürükleyerek dolaşacağı Rivâyet edilmektedir. Ebû Hureyre bu hususta Resûlüllah'ın şöyle buyurduğunu Rivâyet etmektedir: "Ben, Amr b. Âmir b. Luhayy el-Huzai'nin, cehennem ateşinde bağırsaklarını sürüklediğini gördüm. O, saibeleri ilk saibe yapandır. Buhari, K. el-Menakıb, Bab: 10. Ebû Salih es-Semman da, Ebû Hureyre'nin, Resûlüllah'tan şunları işittiğini söylemiştir: Resûlüllah, Eksem b. Cevn el-Huzai'ye şöyle buyurmuştur: "Ey Eksem, ben, Amr b. Luhayy b. Kam'a b. Hındif'in, cehennem ateşinde bağırsaklarını sürüklediğini gördüm. Ben senden daha fazla ona benzeyenini görmedim." Bunun üzerine Eksem dedi ki: "Ey Allah'ın Resulü, onun bana benzemesinin, bana zarar vereceğinden korkuyorum." Resûlüllah da buyurdu ki: Hayır korkma. Çünkü sen mü’minsin, o ise kâfirdi. O, İsmail'in dinini değiştiren ilk kişiydi. Putları dikti, hayvanları Bahire, Saibe, Vasile ve Ham yaptı. Bkz. Siret-i İbn-i Hişam, c-1, S-76, el-Bâbi, el-Halebi baskısı. Zeyd b. Eşlem de Resûlüllah'ın, Saibe yapılan hayvanları. Amr b. Lu-hayy'ın yaptığını, Bahire yapılan hayvanları ise Müdlic oğullarından bir kimsenin yaptığını beyan ettiğini rivâyet etmiştir. Bu âyette zikredilen ve Bahire, Saibe, Vasile ve Hâm diye adlandırılan hayvanlardan hangi hayvanların kastedildiği hususunda çeşitli görüşler zikredilmiştir. BAHİRE: "Kulağı yarılan deve" demektir. Bu hususta Ebul Ahvas, babasının şunları söylediğini rivâyet etmiştir: "Ben, Resûlüllah'ın yanına vardım. Elbiselerim dağınık bir haldeydi. Resûlüllah buyurdu ki: "Senin malın var mı?" Dedim ki: "Evet." Dedi ki: "Neyin var?" Dedim ki: "At, deve, köle ve koyundan her türlüsü var." Dedi ki- "Aziz ve Celil olan Allah sana mal verdiği zaman, o mal senin üzerinde görülsün. Senin kavminin develeri yavrularını, kulakları sağlam olarak doğuruyorlar, sen usturayı alıp onların kulaklarını kesiyorsun. "Bunlar Bahirelerdir." diyorsun. Derilerini yarıyorsun. "Bunlar Sarimlerdir." diyorsun. Ve onları kendine ve ailene haram kılıyorsun, değil mi?" Dedim ki: "Evet." Resûlüllah da buyurdu ki: "Aziz ve Celil olan Allah'ın verdiği her şey sana helaldir. Allah'ın bileği daha güçlü ve onun usturası daha keskindir. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 3, S. 473. Müfessirler, hangi develerin Bahir eyapıldığı hususunda çeşitli izahlarda bulunmuşlardır: Ebû Hureyre'den nakledilen bir Rivâyete göre Bahire, peşpeşe on iki dişi yavru yapan ve bu sebeple tamamen serbest bırakılan SAİBE'nin on ikinci dölünden sonra doğurduğu dişi yavrudur. Bu yavrunun kulağı yarılır ve annesi gibi serbest bırakılırdı. Sırtına binilmez, yünü kırkılmaz ve sütü içilmezdi. Onun sütünü sadece misafirler içerdi. Mesruk'tan rivâyet edilen diğer bir görüşe göre Bahire, beş veya yedi kere doğuran dişi devedir. Bu devenin kulağını yararlar ve "Bu Bahire'dir" derlerdi. Ebul Ahvas'a göre Bahire, beş defa doğurduktan sonra kulağı yarılıp serbest bırakılan devedir. Mücahid'e göre ise Bahire, yünü, binilmesi, sütü ve eti kadınlara haram, erkeklere ise helal kılınan, öldükten sonra ise hem erkek hem de kadınlar tarafından eti yenen devedir. Abdullah b. Abbas, Katade ve Dehhak'a göre ise Bahire, devenin, beşinci defasında doğurduğu dişi yavrudur. Bu yavrunun kulaklarını yararlar, tüylerini kırkmazlar ve sütünü tatmazlardı. Süddi'ye göre ise Bahire, beşinci yavrusunu dişi doğuran devedir. Bu devenin kulağını yarar, tüylerini kırkar ve onu "Batha" denen yerde serbest bırakırlardı. Artık bu deve diyet olarak verilmez, sütü sağılmaz, tüyü kırkılmaz ve sırtına binilmezdi. SAİBE: "Serbest bırakılan hayvan" demektir. İslam geldikten sonra müslümanların, kölelerini azad ederek onları serbest bırakmaları ve onlardan faydalanmaktan vazgeçmeleri gibi, cahiliye döneminde insanlar, bir kısım hayvanlarını serbest bırakıyor ve ondan faydalanmayı kendilerine haram kılıyorlardı. İşte bu tür hayvanlara SAİBE deniyordu. Ancak müfessirler hangi hayvanların Saibe yapıldığı hususunda farklı görüşler zikretmişlerdir. Ebû Hureyre'den nakledilen bir görüşe göre Saibe, peşpeşe on iki defa dişi yavru doğuran devedir. Böyle develer serbest bırakılıyordu. Onların sırtına binilmiyor, tüyleri kırkılmıyor, sütleri içilmiyordu. Bunların sütünü ancak misafirler içiyordu. Mesruk'a göre ise Saibe, insanların salıverdikleri bazı mallardır. Şa'bi'ye göre de, insanların, putlarına kurban edilmek üzere salıverdikleri deve ve koyunlardır. Mücahid'e göre Saibe, cahiliye insanları tarafından yünü, binilmesi, eti ve sütü kadınlara yasaklanıp, sadece erkeklere tahsis edilen koyunlardır. Bu koyunların, yedinciye katlar doğurdukları yavruları da kendileri gibi sayılırdı. Yedinci defasında tek bir erkek yavru veya dişi yavru yahut iki erkek yavru doğurursa o yavruyu keserler ve onu sadece erkekler yerdi. Şâyet Saibe, yedinci defa doğurmasında, biri erkek diğeri dişi olmak üzere ikiz yavrularsa erkek yavruyu da dişinin hatırı için kesmezler ve dişinin adına da "Kardeşinin yardımına koşan" anlamına gelen "Vasile" adı verirlerdi. İkiz yavruların ikisi de dişi olursa ikisi de sağ bırakılırdı. Abdullah b. Abbas, Katade, Süddi, Said b. el-Müseyyeb, Dehhak ve İbn-i Zeyd'e göre ise Saibe, sahibi tarafından serbest bırakılan, putlar için kurban edilen hayvanlardır. VASİLE: "Yardıma koşan hayvan" demektir. Ebû Hureyre'den nakledilen bir Rivâyete göre Vasile'den maksat, arka arkaya beş kere doğurmasında on adet ikiz dişi yavru doğuran koyundur. Böyle bir koyuna "İstenene ulaşfı." anlamına gelen "Vasile" adını verirlerdi. Bu koyunun bundan sonra doğurduğu yavruları erkeklere helal sayılırdı. Kadınlara helal sayılmazdı. Ancak bu yavrulardan herhangi biri kendiliğinden ölürse erkekler de kadınlar da ondan yerlerdi. Mesruk'a göre Vasile, devenin, biri dişi diğeri erkek olmak üzere doğurduğu ikizlerden dişi olanına verilen isimdir. Çünkü develer, dişi yavruladıklarında o yavruları yalnız erkekler yerdi. Kadınlar yemezdi. Eğer deve, biri dişi diğeri erkek olmak üzere ikiz yavrularsa dişi yavruya "Kardeşinin yardımına koşan" anlamına gelen "Vasile" adını verir, her iki yavruyu da yemezlerdi. Bunlardan erkek ölünce onu sadece erkekler yerdi. Mücahid, Abdullah b. Abbas. Katade, Dehhak ve Süddi'ye göre "Vasile", "Saibe" diye isimlendirilerek serbest bırakılan koyunun, yedinci doğumunda biri erkek, diğeri dişi olmak üzere doğurduğu ikizlerden, dişinin adıdır. Zira böyle bir koyunun yedinci doğumundan sonra doğurduğu tek erkek veya dişi yavru yahut ikiz erkek yavrular, erkekler tarafından yenir, kadınlara ise yedirilmezdi. Yedinci doğumunda ikizlerden biri erkek diğeri dişi olursa, diğerinin hatırı için erkeği de kesmediklerinden dişiye "Vasile" yani "İmdada koşan" diye isim verirlerdi. Said b. el-Müseyyeb'e göre ise "Vasile" bir devenin birinci defa dişi doğurmasından sonra ikinci defa da dişi olarak doğurduğu yavnısudur. Bu ikinci dişiye "Arayı açmayan" anlamına da gelen "Vasile" ismi verilirdi. Zira ikinci dişi yavru, birinci yavrunun peşinden doğmuş, aralarına erkek yavru girmemiştir. Müşrikler böyle bir hayvanı, tağutlarına kurban ederlerdi. İbn-i Zeyd'e göre Vasile, peşpeşe yedi defa dişi yavru doğuran koyundur. Böyle olan koyuna "Vasile" derlerdi. Ve etini yemezlerdi. HAM: "Kendisini koruyan hayvan" demektir. Ebû Hureyre'den nakledilen bir görüşe göre "Hâm" peşpeşe on defa dişi yavru babası olan erkek devedir. Böyle bir devenin sırtı korunur, ona binilmez ve yünü kırkılmazdı. Bu deve diğer develer arasında damızlık erkek deve olarak bırakılır ve bu işin dışında bu deveden başka türlü faydalanılmazdı. Mesruk'a göre "Hûm" kazandığı yavrusunun da bir yavrusu olan erkek devedir. Böyle bir deveye "Bu, üzerine düşeni yaptı." derlerdi ve onun sırlından faydalanmazlardı. Şa'bi'ye göre "Hânı", yavrusunun yavrusu, dişi develeri dölleyen erkek devedir. Mücahide göre "Hâin", Bahire dlan devenin, dişi develeri döllendiren erkek yavrusudur. Abdullah b. Abbas, Katade ve Suudi'ye göre Ham, on defa döl veren erkek devedir. Yukarıda izahı yapılan bu hayvanlar hakkında İbn-i Şihab ez-Zühri. Said b. el-Müseyyeb'in, şunları söylediğini rivâyet etmiştir: Bahire, sütü putlar için terkedilen hayvandır. Bu gibi bir deveyi kimse sağmazdı. Saibe, yine putlar için başı boş bırakılan hayvandır. Bu gibi lıayvanlara herhangi bir şey yüklenmezdi. Ebû Hureyre, Resukıilah'ın, "Ben, Amr b. Âmir el-Huzai'nin cehennem ateşinde bağırsaklarını sürüklediğini gördüm. O. develeri başıboş bırakma âdetini ilk icad edendi." buyurduğunu Rivâyet etmiştir. Vasile ise ilk yavrusunu da ikinci yavrusunu da dişi olarak doğuran devedir. Müşrikler böyle olan develeri de tağutları için serbest bırakıyorlardı. Bu gi-bi develer iki dişi yavruyu peşpeşe doğurup aralarında erkek yavru doğurmadığından bunlara "Vasile" deniyordu. Hâm da. döllendirmeye belli bir sayıda katılan ve bu sayıları tamamlayan devedir. Bu gibi develeri de iağutlar için serbest bırakıyorlar, onu binilmekten azade tutuyorlar ve onun sırtına herhangi bir şey yüklemiyor, buna da "Hâm Buhari K. Tefsir el-Kıır'nn, Sûre: 5, Bal* 13. Taberi diyor ki: "Burada zikredilen hayvanların nasıl hayvanlar oldukları hakkında, belirttiğimiz gibi çeşitli haberler Rivâyet edilmiştir. Bunların ne olduklarını bilmenin herhangi bir zararı yoktur. Yeter ki meselenin aslını kavrayacak kadar bilgimiz olsun. Bu bilgi de mevcuttur ve o da şudur: Bir kısım insanlar şeytanın adımlarına uyarak, Allah'ın kendilerine haram kılmadığı bazı hayvanları kendilerine haram kılmışlardır. Bu sebeple Allah onları kınamış, bu hayvanların aslında helal olduklarını, sadece Allah'ın ve Resulünün haram kıldıklarının haram olacağını beyan etmiştir. Âyet-i kerime’nin sonunda "Fakat kâfirler, Allah'a yalan iftira etmektedirler. Çokları da akıllarını kullanmazlar." buyurulmaktadır. Muhammed b. Ebû Mûsa'ya göre burada zikredilen, Allah'a karşı yalan uyduran kâfirlerden maksat, ehli kitap olan Yahudilerdir. Akıllarını kullanmayan çok kimselerden maksat ise putperestlerdir. Şa'bi'ye göre ise Allah'a karşı yalan iftira eden kâfirlerden maksat, kâfirlerin önderleridir. Akıllarını kullanmayan çok kimselerden maksat ise o önderlere uyan tabilerdir. Taberi diyor ki: "Bu hususta doğru olan görüş şudur: Bu âyette zikredilen "Allah'a karşı yalan iftirasında bulunan kâfirler"den maksat. Amr b. Luhayy gibi, Allah'ın helal kıldığı şeyleri haram kılma âdetini icadeden müşriklerdir. Bunlar, Allah'ın hak olan dinini değiştirmişler, Allah'ın haram kılmadığı şeylerin Allah tarafından haram kılındığını ileri sürerek, bile bile Allah'a karşı iftirada bulunmuşlardır. Bunlar bir kısım hayvanları. Bahire, Saibe, Vasile ve Hâm diye vasıflandırmışlar, insanlara haram olduklarını ileri sürmüşlerdir. İşte Allahü teâlâ bu gibi insanların iddialarını yalanlamış, kendisinin, Bahire, Saibc. Vasile ve Hâm diye herhangi bir şey yapmadığını beyan etmiştir. Âyette zikredilen "Çokları da akıllarını kullanmazlar." ifadesindeki insanlardan maksat ise Allah'ın helal kıldığı hayvanları belli sıfatlarla vasıflandırdıkktan sonra insanlara haram kılan müşriklerin ileri gelenlerine, akıllarını kullanmadan uyan kimselerdir. Allahü teâlâ bunları, akıllarını kullanmamakla va-sıflandırnııştır. Çünkü bunlar bir kısım hayvanları kendi arzularıyla haram kılıp, Allah'ın haram kıldığını söyleyen kimselerin Allah'a karşı iftirada bulunduklarını, söyledikleri sözlerinde yalancı olduklarını düşünüp anlamamışlar, bilakis onların söyledikleri sözlerin hak, kendilerinin de sadık kimseler olduklarını zannetmişlerdir. Taberi sözlerine devamla diyor ki: "Bizim bu izah tarzımız, Şa'bi'den Rivâyet edilen ikinci izah tarzına uygundur. Âyette geven kâfirlerden maksadın, ehl-i kitap olduğunu söyleyen görüş isabetli değildir. Zira âyetin başında müşrikler kınanmaktadır. Âyetin sonunun da müşrikler hakkında olduğunu söylemek, ifadenin baş tarafına daha uygundur. Ayrıca âyetin son bölümünde zikredilen insanların, âyetin başında zikredilen insanlardan farklı kimseler olduklarına dair herhangi bir delil yoktur. |
﴾ 103 ﴿