108Bu, şahitliklerini gerektiği gibi yapmaları, yahut yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmaları için en iyi yoldur. Allah'tan korkun ve emirlerini dinleyin. Allah, yoldan çıkan bir topluluğu bidÂyete erdirmez. Vasiyeti yerine getirenler hakkında beyan edilen bu hüküm en uygunudur. Zira bu hükme uyıılduğu takdirde, vasiyete sabit tutulanlar, hakkı söyleyip, doğru şahitlik etme zorunda kalacaklar ve ihanette bulunmayacaklardır. Keza bu şahitler, yeminlerinin kabul edilmeyerek yemin etme haklarının mirasçılara geçmesinden ve yalancılıklarının ortaya çıkarak, rezil olmalarından korkacaklardır. O halde yemin ederken Allah'tan korkun. Size gönderilen hükümelri dinleyip, onlarla amel edin ve bilin ki Allah, yoldan çıkan bir topluluğu hidâyete erdirmez. Müfessirler bu âyet-i kerime’nin mensuh olup olmadığı hususunda iki görüş zikretmişlerdir: a- İbrahim en Nehai ve Abdullah b. Abbas'a göre bu âyet-i kerime mensuhtur. b- Çoğunluğa göre ise âyet-i kerime mensuh değildir. Taberi de âyetin hükmünün İslam'ın genel kurallarına uygun olması hasebiyle mensuh olmadığı görüşünü tercih etmiştir. Taberi bu hususta özelle şunları zikrediyor: Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in Peygamber olarak gönderildiği günden bu güne kadar, müsliimanların yaşadıkları Allah'ın nizamında dâvâcı ile dâvâlı arasındaki dâvayı ispat şeklinin şöyle olduğu bilinmektedir: Eğer bir insanın aleyhine herhangi bir maldan dolayı dâva açılacak olursa, dâvâcı dâvasını ispatlamak zorundadır. Dâvâcı bunu ispat edemezse, dâvâlı ancak haklı olduğuna yemin ederek kendisini kurtarmış olur. Buna mukabil dâvâlı elinde bulunan malın aslında davacıya ait olduğunu itiraf eder ve davacıdan satın aldığını iddia edecek olursa, bu takdirde malı satın aldığını ispatlamak zorundadır. Aksi takdirde mal sahibi yemin ederek malını geri alır. Görüldüğü gibi, bu son durumda dâvâcı, dâvâlı durumuna düşer. Böylece dâvayı ispat etme yükümlülüğü de ondan düşer. Dâvâcı durumuna geçen dâvâlıya intikal eder. Yemin etme yükümlülüğü de, davacı iken dâvâlı durumuna düşen mal sahibi olan davacıya geçer. Bu Âyet-i kerime’de de aynen bu genel kaideler zikredilmektedir. Bu itibarla âyetin mensuh olduğunu söylemek caiz değildir. Şöyle ki, kendilerine vasiyeti yerine getirme vazifesi yüklenen vekiller, ellerinde bulunan malları mirasçılara teslim ederken, mirasçılar malların eksik olduğunu iddia ederlerse bu vekiller dâvâlı durumuna düşerler. Bu itibarla onlara yemin ettirilir. Şâyet bu vekiller, mirasçıların iddia ettikleri eksik malları, vasiyet edenden satın aldıklarını iddia edecek olurlarsa, bu takdirde mirasçılar dâvâlı durumuna düştüklerinden, yemin etme yükümlülüğü onlara geçer. Nitekim daha önce, Abdullah b. Abbas'ın, Resûlüllah'tan rivâyet ettiği, gümüş kap meselesini anlatan hadis-i şerifte de Resûlüllah, genel kaidelerde zikredilen bu kaideyi tatbik etmiştir. Önce, gümüş kabı almadıklarını iddia eden vekillere yemin ettirmiş, daha sonra gümüş kabın, vekillerde olduğu veya onlar tarafından satıldığı anlaşılıpda vekillerin, bunu vasiyet edenden satın aldıklarını iddia etmeleri üzerine de bu defa kabın, vasiyet edenin malı olduğuna dair mirasçılara yemin ettirmiş ve bu yeminle kabın bedelini mirasçılara iade ettirmiştir. |
﴾ 108 ﴿