30

Ey Rasûlüm, hatırla, bir zaman, kâfirler, seni yerinden kımıldatmamak veya öldürmek yahut sürüp çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı. Onlar sana tuzak kurarken, Allah da onların tuzaklarını boşa çıkarıyordu. Allah, tuzakları bozanların en hayırlısıdır.

Ey Rasûlüm, hatırla, hani bir zaman müşrikler Mekkede, Dârünnedvede, seni hapsetmek veya öldürmek yahut vatanından çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar sana tuzak kurarlarken, rabbin de onların tuzaklarını boşa çıkarıyordu. Allah, tuzakları bozanların en hayırlısıdır.

Âyet-i kerime'de geçen ve "Yerinden kımıldatmamak" diye tercüme edilen kelimesi, Abddullah b. Abbas, Mücahid, Katade ve Miksem tarafından "Seni bağlamak" şeklinde izah edilmiş, Atâ ve İbn-i Zeyd tarafından, "Seni hapsetmek" şeklinde izah edilmiş, Ubeyd b. Umeyr tarafından ise "Seni sinirlemek" diye izah edilmiştir. Birinci izaha göre müşrikler, Resûlüllahı bağlayıp tutmak istemişler ikinci izaha göre bir yere hapsedip tutmak istemişler, üçüncü izaha göre ise onu büyüleyip tutmak istemişler, üçüncü izaha göre ise onu büyüleyip şakın hale getirmek istemişlerdir. Mekkeli müşriklerin, Resûlüllahı büyülemek istemeleri hususunda Ubeyde b. Umeyr demiştir ki: "Ebû Talib, Resûlüllah'a dedi ki: "Kavmin sana karşı ne gibi tuzaklar kuruyorlar?" Resûlüllah da buyurdu ki: "Beni büyülemeyi, öldürmeyi ve yurdumdan çıkarmayı istiyorlar." Ebû Talip dedi ki: "Bunu sana kim bildirdi? "Resûlüllah da buyurdu ki: "Rabbim bildirdi" Ebû Talip dedi ki: "Rabbin ne güzel bir rab!, ona iyi davran." Resûlüllah da buyurdu ki: "Ben mi ona iyi davranacağım? O bana iyi davranır." İşte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.

Bu âyet-i kerime’nin nüzul sebebi hakkında Abdullah b. Abbas'dân şunlar nakledilmektedir; "Kureyş kabilesinin ileri gelenleri Darünnedveye gitmek üzere toplandılar. Darünnedvenin kapısına gelince karşılarına, saygı değer yaşlı bir zat şeklinde Şeytan çıktı. Onu görünce "Sen kimsin?" diye sordular. İhtiyar "Ben, Necidli bir şeyhim, sizin, önemli bir husus için toplanacağınızı duydum. Görüş ve nasihati arımdan mahrum olmayasmız diye buraya geldim." dedi. Peki bizimle baraber içeri gir," dediler. O da girdi. Dârünnedvede toplananlar Resûlüllah hakkında "Bu adamın meselesine iyi dikkat edin, vallahi bu, yakında size galip geçektir." dediler. İçlerinden biri: "Onun elini kolunu bağlayarak hepsedin. Sonra da "Onun, zamanın felaketine uğramasını bekleyin... Tür sûresi, âyet, 52/30 yok olup gitsin. Nitekim bundan önce Züheyr ve Nâbiğa gibi şairler de yok olup gittiler. Bu da onlar gibi birisidir." dedi. Bunun üzerine, Necidli Şeyh görünümündeki, Allah düşmanı Şeytan bağırdı. "Vallahi sizin bu görüşünüz görüş değildir. Rabbi, onu, sizin hapsettiğiniz yerden çıkarıp arkadaşlarına kavuşturur. Arkadaşları size karşı ayaklanıp onu elinizden alırlar, ona bir şey yapmanıza engel olurlar. Ayrıca sizi, memleketinizden çıkarmayacaklarına da emin değilim."

Müşrikler "Şeyh doğru söyledi başka bir çare düşünün." dediler. Bunun üzerine başka birisi: "Onu aranızdan çıkarıp sürgün edin. Böylece ondan kurtulmuş olursunuz. Zira o, buradan çıkarıldıktan sonra bize bir zarar veremez. Gittiği yerde ne yaparsa yapsın." dedi. Necidli Şeyh yine bağırarak şöyle dedi: "Vallahi bu görüşünüz de görüş değildir. Onun sözlerinin tatlılığını, hatipliliğini, ko-nuştuklanyla insanların kalbini çeldiğini görmüyormusunuz? Vallahi eğer siz böyle yaparsanız o gider, davasını diğer Araplara anlatır, onları aleyhinize kışkırtır. Onlar da gelip sizi memleketinizden çıkanr ileri gelenlerinizi de öldürürler. "Müşrikler Vallahi doğru söyledi. Başka bir çare düşünün." dediler. Bunun üzerine Ebû Cehil: "Vallahi size, düşünemeyceğinizi sandığım bir görüş arzedeceğim. Bundan başka da çıkar yolun bulunduğunu sanmıyorum." dedi. "Nedir o?" diyer sordular. Ebû Cehil şöyle dedi: "Her kabileden seçkin bir genç alalım. Her birinin eline keskin bir kılıç verelim. Onlar hep beraber vurup onu öldürsünler. O zaman onun kanı, bütün kabilelere dağılmış olur. Onun kabilesi olan Haşimoğullarının, bütün Kureyş'e karşı savaşabileceklerini sanmıyorum. Böyle bir durumla karşılaşınca diyeti kabul etmek zorunda kalacakladır. Böylece biz de rahat eder ve bu adamın sıkıntısından kurtulmuş oluruz." Bunun üzerine Necidli Şeyh "İşte uygun olan görüş budur, bu gencin söylediği söz doğrudur. Bundan başka uygun bir görüş görmüyorum." dedi. Bu görüş üzerine ittifak ederek dağıldılar. Bunun üzerine Cebrâil Aleyhisselam Resûlüllah'a gelip o gece her günkü yattığı yerde yatmamasını söyledi. Allahü teâlâ, Peygamber efendimizin hicretine izin verdi. Peygamber efendimiz de, Tevbe suresinin kırkıncı âyetinde anlatıldığı gibi Mekke'den Medine'ye hicret etti.

Onun Medine'ye hicret etmesinden sonra bu âyet nazil oldu ve Cenab-ı Hak, hicretten evvel müşriklerin, onun hakkında neler düşündüklerini, buna karşılık kendisinin de Resulünü nasıl koruduğunu ve ona olan nimetlerini hatırlattı.

30 ﴿