37

Ey rabbimiz, soyumdan bazılarını, mukaddes evinin yanındaki ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, namaz kılsınlar diye böyle yaptım. Rabbimiz, insanlardan bir kısmının kalblerini onlara meylettir. Onları meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.

Ey rabbim, oğlum İsmaili ve annesi Hacer'i, Mekke vadisine yerleştirdim. Bu vadide ne su ne de ekin bulunmaktadır. Rabbim, ben bunu, senin mukaddes evinde namaz kılsınlar diye yaptım. Rabbim, bir kısım insanların kalblerini, mübarek belde olan Mekkeyi ziyaret etmeye ve orada yaşayacak olanlara meylettir. Rabbimiz, onları, dünyanın diğer yerlerindeki insanları rızıklandırdığın gibi çeşitli meyvelerle rızıklandır ki, nimetlerine karşı sana şükretmiş olsunlar.

Hazret-i İbrahim, Allahü teâlânın emriyle, oğlu İsmaili ve İsmailin annesi olan karısı Hacer'i Şam taraflarından getirip, o gün için henüz mevcut almayan Mekke şehrinin bugünkü yerine bırakmış ve bu âyet-i kerimelerde bildirildiği gibi rabbine dua ederek oradan ayrılmıştır.

Bu hususta Abdullah b. Abbas diyor ki:

"Kadınların kemer kullanma âdeti ilk olarak Hazret-i İsmailin annesi Hacer'den kalmıştır. Hacer, kendisini, kuması Sâre'den gizlemek için bu yola başvurmuştur.O zaman kemer kullanmak hizmetçilere mahsus bir âdetti. İş yaparken, entarileri, ayaklarına dolaşarak düşmemeleri için, bellerine kemer bağlarlardı.

Hazret-i İbrahim, oğlu İsmaili ve onu emzirmekte olan annesi Haceri Şamdan alıp, Mescid-i Haramın bugünkü bulunduğu yerin üst tarafında, Zemzem suyunun yanında, büyük bir ağacın altına bıraktı. O gün Mekkede ne insan ne de su bulunuyordu. İşte İbrahim onların ikisini de burada bıraktı. Yanlarına, içinde Hurma bulunan bir dağarcık ve su bulunan bir de kırba bıraktı. Sonra geri dönüp gitmeye başladı. İsmailin annesi Hacer'de onun arkasından yürüdü ve ona: "Ey İbrahim, bizi, hiçkimsenin bulunmadığı, hatta hiçbirşeyin olmadığı bu vadide bırakıp ta nereye gidiyorsun?" dedi. Hacer bu sözlerini tekrar ettiyse de İbrahim ona dönüp bakmadı. Nihâyet Hacer İbrahime şöyle dedi: "Bunu sana Allah mı emretti?" İbrahim: "Evet" dedi. Bunun üzerine Hacer: "Öyleyse Allah bizi korur ve helak etmez" dedi. Ve oğlu İsmailin yanına döndü. İbrahim ise yoluna devam edip gitti. Hacer ve oğlu İsmailin, kendisini göremeyecekleri "Seniyye" denilen yere varınca Kâbeye doğru yöneldi, ellerini kaldırdı ve rabbine şöyle yalvardı: "Ey rabbimiz, soyumdan bazılarını, mukaddes evinin yanındaki ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz, namaz kılsınlar diye böyle yaptım. Rabbimiz, insanlardan bir kısmının kalbini onlara meylettir. Onları, meyvelerle rızıklandır ki, şükretsinler."

İsmailin annesi, İbrahimin bıraktığı sudan içiyor ve çocuğunu emziriyordu. Kırbadaki su bitince hem kendisi hem de çocuğu susadı. Hacer, susuzluktan dolayı oğlunun boynunun büküldüğünü (Veya ayaklarını yere vurarak debelendiğini) gördü. Hacer, çocuğunun bu acıklı halinden dolayı fenalaşarak yanından ayrılıp biraz öteye vardı ve o. bölgede Kâbeye en yakın olan Safa tepesine doğru gitti ve tepenin üzerine çıktı. Sonra vadiye dönerek, herhangi bir kimse görebilir miyim? diye bakmaya başladı. Fakat hiçkimse göremedi. Sonra Safa tepesinden aşağı indi. Vadiye geçip Merve tepesine geldi. Bu defa onun üzerine çıktı. Sonra herhangi bir kimse görbilir miyim? diye baktı. Fakat hiçbir kimse göremedi. Hacer bu şekilde Safa ile Merve arasında yedi defa gidip geldi.

Abdullah b. Abbas, bu hususta Resûlüllah’ın şöyle buyurduğunu söylüyor: "İşte insanların Safa ile Merve arasında sa'y yapmaları bundandır." "Hacer son defa Merve tepesine çıktığında bir ses işitti ve kendi kendine şöyle dedi: "Sus iyice dinle" Sonra dikkatle dinledi. Bu sesi yine işitti. Bunun üzerine: "Ey ses sahibi, sesini duyurdun. Eğer sen, bize yardım etmek kudretinde isen bize yardım et." dedi. Hacer sözünü bitirir bitirmez, Zemzem kuyusunun yanında bir Melek göründe. O Melek, ayağının topuğu veya kanadıyla yeri eşeliyordu. Nihâyet orada su göründü. Hacer, suyun akıp gitmemesi için havuz yapmaya başladı. Bir yandan eliyle suyun önünü tıkamaya çalışıyor, diğer yandan kırbasına su dolduruyordu. Hacer suyu avuçladıkça su kaynayıp geliyordu.

Abdullah b. Abbas, sözlerine devamla şöyle diyor: "Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Allah, İsmailin annesi Hacere rahmet eylesin. Eğer o, Zemzemi kendi haline biraksaydi (Veya Zemzem suyunu avuçlamasaydı) Zemzem, akan bir pınar olurdu."

Abdullah b. Abbas diyor ki: "Hacer bu sudan içti, çocuğunu emzirdi. Melek ona şöyle dedi: "Helak olacağınızdan korkmayın. Zira burada Allah'ın evi bulunmaktadır. Bu evi, bu çocuk ve babası yapacaktır. Şüphesiz ki Allah, evinin sakinlerim helak etmez."

Beytullahın yeri tepe gibi yüksekçe bir yer üzerindeydi. Seller, sağından ve solundan gelip onu aşmdirmışlardı.

Hacer bu şekilde günlerini geçirirken birgün Cürhum kabilesinden bir topluluk (Veya bir aile) onların yanından geçti. Cürhumlular, "Keda" denilen yoldan gelip Mekkenin alt tarafında konaklamışlardı. Cürhumlular, orada bir kuşun havada dolaştığını gördüler ve şöyle dediler: "Şüphesiz bu kuş, bir suyun başında dolaşıyor. Biz ise bu vadide su bulunmadığını biliyoruz." Bunlar, bir iki gözelteliyici çıkardılar. Bu gözetleyiçiler orada su bulunduğunu gördüler ve gelip haber verdiler. Bunun üzerine Cürhumlular suyun bulunduğu yere geldiler.

Abdullah b. Abbas diyor ki: "Cürhumlular geldiklerinde İsmailin annesi de suyun başındaydı. Ona dediler ki: "Senin civarında konaklamamıza verir misin?" Hacer: "Evet konaklayabilirsiniz fakat bu suda herhangi bir hakkınız yoktur." dedi. Onlar da "Evet hakkımız yoktur." dediler.

Abdullah b. Abbas sözlerine devamla diyor ki: "Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Cürhumiler, Hacerin, birtakım insanlarla konuşmayı arzuladığı bir sırada kendisiyle karşılaştılar."

Abdullah b. Abbas diyor ki: "Cürhumiler Mekke civarına inip kondular. Sonra asıl kalabalık kısımlarına da haber gönderdiler. Onlar da gelip kondular. (Yerleştiler) Nihâyet Mekkenin bulunduğu yer, mamur bir şehir haline gelmeye başladı. Hacerin oğlu İsmail, yiğitlik ve gençlik çağına girmişti. (Bu arada) Cürhumilerden Arapça da öğrenmişti. Artık İsmail, gençlik çağında Cürhumiler arasında en sevimli bir sima olmuştu. Onun soyluluğu, güzel hali, Cürhumileri hayret içinde bırakmıştı. Bu sebeple, İsmail buluğ çağma girince Cürhumiler onu, kızlarından biriyle evlendirdiler... (Hayatın bu döneminde mes'ut bir şekilde yaşarlarken) İsmailin annesi öldü. (Hacer doksan yaşına girmişti. Onu, Kâbenin bitişiğinde bulunan ve Hıcr-i İsmail diye anılan yere gömdüler.)

İsmail evlendikten sonra İbrahim (Bırakıp gittiği oğlunu ve karısını) arayarak görmeye geldi. İsmail o sırada evde yoktu. İsmailin nerede olduğunu karısına sordu. O da "Rızkımızı tedarik etmek üzere gitti." Diye cevap verdi. Sonra İbrahim, "Geçiminiz, durumunuz nasıldır?" diye sordu. İsmailin karısı: "Şiddetli darlık içindeyiz, çok kötü bir durumdayız." diye şikâyet etti. İbrahim: "Kocan geldiğinde benden selam söyle ve ona de, kapısının eşiğini değiştirsin." dedi. İsmail geldiğinde, babasının eve gelip gittiğini, (Evin içinde duyduğu güzel bir koku gibi emarelerden) anlar gibi oldu da karısına dedi ki:

— Evimize gelen oldu mu?

— Evet, şöyle şöyle şekilde yaşlı bir kişi geldi. Bana seni sordu. Cevap verdim. MÂişetimizi sordu ben de şiddetli darlık içinde olduğumuzu söyledim." dedi. Bunun üzerine İsmail:

— Sana bir şey vasiyet ve bir söz tevdi etti mi? diye sordu. O da:

— Evet, bana, sana selam söylememi ve "Kapının eşiğini değiştir." dememi tenbih etti." dedi. Sonra İsmail karısına:

— O gelen ihtiyar babamdır. Bana, senden ayrılmamı emretmiştir. Artık sen ailenizin evine gidebilirsin." dedi. Onu boşadı ve Cümumilerden başka bir kadınla evlendi.

İbrahim, Allah'ın dilediği bir müddet kadar uzaklaştıktan sonra yine geldi. Yine evde İsmaili bulamadı. İsmailin karısının yanına girdi. Ona da İsmaili sordu. O da "MÂişetimizi temin etmeye gitti." dedi. İbrahim:

— Nasılsınız? Geçiminiz, durumunuz iyi midir? diye sordu. İsmailin karısı:

— Biz hayır, saadet ve bolluk içindeyiz." diye Allah’a Hamdü sena etti. İbrahim:

— Ne yeyip ne içiyorsunuz? diye sordu. Kadın: Et yiyoruz, su içiyoruz." dedi. İbrahim:

— Ya rab, bunların etlerini ve sularını mübarek kıl, onlara bereket ihsan eyle." diye dua etti.

Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurmuştur ki: "İbrahim zamanında Mekke civarında hububat bilinmiyordu. Eğer o tarihlerde ve oralarda hububat bilinseydi, İbrahim, hububat hakkında da dua ederdi."

İbn-i Abbas diyor ki: "İbrahimin bu duası bereketiyledir ki, et ile su Mekkeden başka yerlerde (O sıcak muhitte) Mekkedeki kadar hiçbir kimsenin sihhatma iyi gelmez. Yine İbn-i Abbas, Rivâyetine devamla diyor ki: "İbrahim gelinine:

— Kocan geldiğinde ona selam söyle ve onu, kapısının eşiğini yerinde tutsun diye emreyle." demiştir. (Sonra İbrahim Şam'a dönmüştür.) İsmail geldiğinde:

— Evimize gelen oldu mu? diye sordu. Karısı:

— Evet, güzel yüzlü bir ihtiyar geldi." diye İsmaile o kişiyi methetti. Kadın şöyle dedi:

— Seni sordu. Ben de "Rızkımızı tedarik etmeye gitti." dedim. "Geçiminiz nasıldır?" diye sordu ben de:

— Hayır ve saadet içindeyiz." dedim. Sonra İsmail:

— Sana birşey vasiyet etti mi? diye sordu. O da:

— Evet, o muhterem ihtiyar sana selam söyledi ve kapının eşiğini yerinde tutmanı emreyledi." dedi. Bunun üzerine İsmail hanımına:

— İşte o babamdır. Sen de evimizin eşiğisin. Babam bana, seni hoş tutmamı, iyi geçinmemi emretmiştir." dedi.

Sonra İbrahim yine bir müddet daha oğlundan ve ailesinden uzakta yaşadı. Ondan sonra Mekkeye geldi. O sırada İsmail, Zemzem kuyusunun yakınında büyük bir ağacın altında ok'unu yontup düzeltmekte idi. İsmail babasını görünce hemen kalkıp babasına karşı mutad olan sarılmalar ve el yüz, göz öpmelerde bulundular. Sonra İbrahim oğluna:

— Ey İsmail, Allahü teâlâ bana muazzam bir iş emretti." dedi. İsmail de:

— Babacığım, rabbin ne emrettiyse o emri yerine getir." dedi. İbrahim:

— Fakat bu işte sen bana yardım edeceksin." dedi. İsmail:

— Babacığım ben sana, her veçhile yardım ederim." dedi. İbrahim:

Allahü teâlâ burada bir Beyt (Ev) yapmamı emretti." diye, etrafında yüksekçe bir tepeye işaret etti.

İbn-i Abbas Rivâyetine devamla diyor ki: "İbrahimle İsmail işte orada Kâbenin esasını (Temelin) kurup duvarlarını yükselttiler. İsmail taş getirirdi İbrahim de bina ederdi. Nihâyet Beyt'in binası ilerleyip duvarları yükseldiğinde İsmail, (Bugün ziyaret edilen malum taşı getirdi.) İbrahim de onu ayağının akma iskele olarak koydu. Üzerinde inşaata devam etti. İbrahim yapar İsmail de taş verirdi. İnşaat tamam olduktan sonra baba oğul: "Rabbimiz bunu bizden kabul et. Şüphesiz ki sen, herşeyi işitensin, bilensin. Bakara Sûresi âyet: 127 diye dua etmişlerdir. Buhari, K. el-Enbiye, bab: 9

37 ﴿