29Ey Rasûlüm, bir zaman Kur’an’ı dinleyecek bir cin taifesini sana yöneltmiştik. Kur’an’ın okunuşunda hazır bulununca, birbirlerine: "Susun dinleyin." dediler. Okuma bitince de kavimlerine uyarıcılar olarak dündüler. Âyet-i kerime’de, cinlerin Resûlüllah’a yöneldikleri, ondan Kur'an dinledikleri, Resûlüllah'ın, Kur'an okumayı bitirmesinden sonra da dönüp kavimlerine gittikleri ve onları uyardıkları beyan edilmektedir. Ancak Resûlüllah’ın, cinlerin geleceklerinden haberi bulunup bulunmadığı, cinlerle görüşürken yanında sahabilerden herhangi birinin bulunup bulunmadığı, cinlerle sadece Mekke'de "Nahle" veya "Hücun" denen yerde mi yoksa hem Mekke hem de Medine'de mi karşılaştığı, kendisine gelen cinlerin sayısının yedi veya dokuz yahut on beş veya üçyüz ya da on iki bin mi olduğu hakkında . farklı Rivâyetler zikredilmiştir. Bu Rivâyetlere bakarak, Resûlüllah’ın, cinlerle çeşitli yerlerde, muhtelif zamanlarda, farklı görünümler içerisinde karşılaşıp görüştüğünü söylemek en uygun olan yorumdur. 1- Resûlüllah’ın, cinlerin gelmesinden, daha önceden haberi olup olmadığı ve cinlerin, kendisini dinlerken onları görüp görmediği meselesi: a- Abdullah b. Abbas, Resûlüllah’ın, cinlere bilerek Kur'an okumadığını ve onları görmediğini söylemiş ve şunları Rivâyet etmiştir: "Resûlüllah, sahabilerinden bir toplulukla birlikte Ukaz panayırına gitmek üzere yola çıkmıştır. Bu sırada şeytanların, gökten haber almalarına engel olunmuş, onların üzerine gökten ateş parçalan gönderilmiş ve onları kavimlerinin yanına geri çevirmiştir. Kavimleri onlara: "Ne oluyor size?" diye sormuşlar onlar da şöyle demişlerdir: "Bizim, gökten haber almamıza engel olundu. Bizim üzerimize ateş parçalan gönderildi." Kavimleri onlara: "Sizin gökten haber almanıza engel olan mutlaka yeni bir şey olmuştur. Siz, yeryüzünün doğu ve batılarını tarayın. Sizin, gökten haber almanıza mani olan şeyin ne olduğunu araştırın." demişlerdir. Bunun üzerine, "Tihame" bölgesine doğru yönelin cinler, "ukaz" panayırına gitmek üzere "Nahle" denilen yerde bulunan Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)e yöneldiler. Resûlüllah, sahabilerine sabah namazını kıldırıyordu. Cinler Kur’an’ı işitince onu dinlediler ve kendi kendilerine: "Vallahi sizin, gökten haber almanıza engel olan işte budur." dediler. İşte cinler oradan dönüp kavimlerine gittiklerinde şu Âyetin beyan ettiği sözleri söylediler: "Ey Rasûlüm, de ki: "Bana şu vahyedildi. Cinlerden bir topluluk Kur'an okumamı dinlemiş ve şöyle demişler: "Gerçekten biz, hayrete düşüren hidâyeti gösteren bir Kur'an işitik ve ona iman ettik. Artık rabbimiz olan Allah’a hiçbir kimseyi ortak koşmayacağız. Cin Sûresi,'âyet: 1-2. Bunun üzerine Allahü teâlâ peygamberine "Kul ûhiye" suresini (Cin suresini) indirdi. Böylece Resûlüllah’a, cinlerin konuştukları şeyler Allahü teâlâ tarafından vahiyle bildirildi. Buhari, K.el-Ezan, bab: 105, K. Tefsir el-Kur'an, Sûre: 72, bab: 1 / Müslim, K.es-Salnlı. b- Abdullah b. Mes'ud ise Resûlüllah’ın, cinler tarafından davet edildiğini, ve onlara Kur'an okuduğunu söylemiş ve şunları Rivâyet etmiştir: Alkame diyor ki: "Ben, İbn-i Mes'ud'a şunu sordum "Sizden herhangi biliniz, Resûlüllah ile birlikte cinlerin gecesinde hazır bulundu mu?" Abdullah b. Mes'ud da dedi ki: "Hayır. Fakat, bir gece biz Resûlüllah ile birlikte bulunuyorduk. Onu kaybettik. Vadileri ve yollan aradık, Dedik ki: O, kaçırıldı veya suikasda uğradı. Biz o gece, bir topluluğun geçireceği en kötü geceyi geçirdik. Nihâyet sabah oldu. Bir de ne görelim, Resûlüllah Hira tarafından geliyor. Dedik ki: "Ey Allah’ın Resulü, biz seni kaybettik ve aradık, fakat bulamadık, biz bu geceyi bir topluluğun geçirdiği en kötü gece olarak geçirdik." Resûlüllah şöyle buyurdu: "Bana cinlerin davetçisi geldi. Ben onunla birlikte gittim. Onlara Kur'an okudum." Abdullah b. Mes'ud diyor ki: "Biz Resûlüllah ile beraber aynı yere gittik. O bize, cinlerin ve ateşlerinin kalıntılarını gösterdi. Cinler, Resûlüllahtan yiyecek istemişler, Resûlüllah da onlara: "Üzerine Allah'ın ismi anılan ve elinize geçen her kemik, en etli haliyle birlikte sizin yemeğinizdir. Her hayvan dışkısı da sizin hayvanlarınızın yemeğidir." demiştir. Sonra Resûlüllah sahabilere: "Siz bu iki şey ile taharet etmeyin. Çünkü bunlar, kardeşlerinizin yemeğidir Müslim, K.es-Salah, bab: 50, Hadis no: 150/Tirmizî, K. Tefsir el-Kur'an, Sûre: 46, buyurmuştur. Bu iki ravÂyetten anlaşıldığı gibi Resûlüllah bir kere cinlerden habersiz olarak Kur'an okumuş ve onlar da kendisini dinlemişlerdir. Diğer bir defa da cinler Resûlüllahi davet etmişler o da onlara Kur'an okumuştur. 2- Resûlüllah cinlerle görüşürken yanında sahabilerden herhangi birinin bulunup bulunmadığı meselesi: a- Abdullah b. Mes'ud'dan rivâyet edilen ve bundan önce -b- şıkkında zikredilen hadis, Resûlüllah’ın, cinlerle görüşürken yanında sahabilerden herhangi birinin bulunmadığını ifade etmektedir. b- Yine Abdullah b. Mes'ud'dan Rivâyete dilen şu hadis-i şerif ise Abdullah b. Mes'ud'un, Resûlüllah’ın cinlerle görüştüğü gece onunla beraber olduğunu ifade etmektedir. Abdullah b. Mes'ud diyor ki: "Cin gecesinde Resûlüllah bana dedi ki: "Mataranda ne var?" Dedim ki: "Hurmasuyu." Resûlüllah: "Güzel hurma, temiz su." dedi. Ebû Davud, K.et-Taharel, bab: 42, Hadis no: 84 /Tirmizî, K.et-Tüharel, bab: 65, Hadis no: 8 Diğer bir Rivâyette ise Abdullah b. Mes'ud şöyle diyor: "Biz, birgün Resûlüllah’ın bazı sahabileriyle birlikte Mekke'de bulunuyorduk. Resûlüllah, "Sizden biriniz kalkıp benimle gelsin. Fakat kalbinde zerre kadar aldatma hissi taşıyan benimle gelmesin." dedi. Ben kalkıp gittim. İçinde su bulunduğunu zannederek mataramı da aldım. Resûlüllah ile beraber çıkıp gittik. Mekke'nin üst tarafına varınca orada bir araya toplanmış karaltılar gönlüm. Resûlüllah yere bir çizgi çizdi. Sonra bana: "Ben gelinceye kadar burada ayakta bekle." dedi. Ben orada ayakta durdum. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ise yürüyüp gitti. O karaltıların, Resûlüllah’ın üzerine tırmandıklarını gördüm. Resûlüllah onlarla gece boyunca sohbet etti. Şafak vakti benim yanıma geldi ve bana: "Ey İbn-i Mes'ud, hâlâ ayakta mısın? dedi. Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü, sen bana, "Ben senin yanına gelinceye kadar ayakta dur." dememiş miydin?" Sonra Resûlüllah "Yanında abdest suyu var mı?" diye sordu. Ben de "Evet" dedim. Matarayı açtım bir de ne göreyim, hurma suyu. Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü vallahi ben matarayı aldığımda onun içindekinin su olduğunu sanarak almıştım. Halbuki o, hurma suyu imiş." Bunun üzerine Resûlüllah: "Güzel hurma, temiz su." dedi. Ondan abdest aldı. Kalkıp namaz kılmaya başlayınca o gördüğüm karaltılardan iki kişi gelip ona: "Ey Allah'ın Resulü, namazımızda bize imamlık yapmanı istiyoruz." dediler. Resûlüllah o iki kimseyi arkasında saf tutturdu sonra bize namaz kıldırdı. Namaz bitince dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü, bunlar kimdir?" Resûlüllah: "Bunlar, Nusaybin cinleridir. Bunlar, aralarında çıkan bazı anlaşmazlıklarda bana başvurmak için gelmişler. Benden yiyecek istediler. Ben de onlara yiyecek verdim." dedi. Dedim ki: "Ey Allah'ın Resulü, senin yanında onlara yiyecek olarak vereceğin bir şey var mıydı?" Resûlüllah: "Ben onlara çöpleri yiyecek olarak verdim. Onların buldukları hayvan tersleri onlar için arpaya dönüşecek ve buldukları kemikler de etlere bürünmüş olacaktır." İşte Resûlüllah bu sırada hayvan pislikleriyle ve kemiklerle taharet yapılmasını yasaklamıştır. Ahmed b. Manbel, Müsned, C.î, S.458-459. 3- Resûlüllah’ın cinlerle nerelerde görüştüğü meselesine gelince: Tirmizi'nin şeyhi "Kevkeb ed-Dürrî" adlı kitabın sahibi şöyle diyor: "Resûlüllah cinlerle altı kere görüşmüştür. Birincisi, sahabenin "Kaçırıldı." veya "Suikaste uğradı" diye endişe ettikleri zamanda Mekke'de olmuştur. Bu görüşmede Abdullah b. Mes'ud, Resûlüllah ile beraber bulunmamıştır. Nitekim Müslim ve Tirmizî'nin rivâyetleri bunu göstermektedir. İkinci görüşmesi ise yine Mekke'de ve "Hücun" denilen dağda olmuştur. Üçüncü görüşmesi, Mekke'nin üst tarafındaki dağlarda gerçekleşmiştir. Dördüncüsü, Medine'de "Bakî el-Garkad" mevkiinde olmuştur. Beşincisi, Zübeyr b. el-Avvam'ın bulunduğu, Medine'nin dışında bir yerde gerçekleşmiştir. Altıncısı ise Bilal b. Hâris'in de bulunduğu, Resûlüllah’ın bir yolculuğu esnasında gerçekleşmiştir." Resûlüllah’ın, Nusaybin cinlerinin heyetiyle görüştüğü şu hadis-i şerifte zikredilmiştir: Ebû Hureyre (radıyallahü anh)dan rivâyet ediliyor ki: O, Resûlüllah’ın abdest alması ve taharette bulunması için yanında bulunduğu zaman matara ile su taşırmış. Bir gün, Ebû Hureyre, Resûlüllah’ın arkasından giderken Resûlüllah "Bu kim?" diye sornıuş Ebû Hureyre ise: "Ben Ebû Hureyre'yim." demiştir. Resûlüllah ona: "Sen bana. taharet için taşlar topla fakat kemik ve hayvan tersi getirme," demiştir. Ebü Hureyre diyor ki: "Ben eteğime taş toplayarak Resûlüllah’a götürdüm. Taşları yanına bırakıp oradan ayrıldım. Resûlüllah, işini bitirdikten sonra onunla beraber yürüdüm. Ve dedim ki: "Kemik ve hayvan terslerinde ne var ki?" Resûlüllah: "Onlar cinlerin yemeğidir. Buna Nusaybin cinlerinin heyeti geldi. Onlar ne güzel cinlerdi. Onlar benden yiyecek istediler, ben de onlar için Allah’a yalvardım. Buldukları herhangi bir kemik veya hayvan tersinin onlar için yiyecek kılınmasını istedim. Buhari, K.Menakıb el-Ensar, bab: 32. Abdül Aziz b. Ömer diyor ki: "Resûlüllah ile "Nahle" mevkiinde görüşen cinler "Ninova" cinleridir. Onunla Mekke'de görüşen cinler ise "Nusaybin" cinleridir." 4- Cinlerin sayısı meselesi: Abdullah b. Mes'ud, Resûlüllah ile görüşen cinlerin sayısının yedi olduğunu ve bunların Nusaybin cinleri olduğunu söylemiş, Zır b. Hubeyş ise bunların sayılarının dokuz olduğunu, içlerinden birinin adının ise "Zevbea" olduğunu söylemiştir. Bu Rivâyet, Abdullah b. Mes'ud'dan da nakledilmiştir.' Evet, bütün bu Rivâyetler, Resûlüllah’ın cinlerle bir kereden fazla görüştüğünü ifade etmektedir. |
﴾ 29 ﴿