27“Sonra onların arkasından peygamberlerimizi ard arda gönderdik. Nihâyet arkalarından da Meryemoğlu İsa'yı gönderdik. Ona İncil'i verdik. O iki uyanların Icılbine şefkat ve merhamet koyduk. Kendileri de bizim Tarz kılmadığımız ruhbanlığı icad ederek onunla Allah'ın rızasına kavuşmak istediler. Fakat ona da hakkıyla riâyet etmediler. Biz de içlerinden iman edenlere mkafaatlarını verdik. Onlardan bir çoğu doğru yoldan çıkmış kimselerdi.” Âyet-i kerime’de, Allahü teâlânın, insanlığın ikinci atası olan Hazret-i Nuh ve peygamberler atası olan Hazret-i İbrahim'den sonra insanara doğru yolu göstermek için ard arda peygamberler gönderdiği, bu peygambererden birinin de Meryemoğlu İsa olduğu beyan ediliyor. Allahü teâlâ, Hazret-i İsa'ya İncili verdiğini, ona iman eden mü’minlerin kalblerine şefkat ve merhameti koyduğunu ve bu mü’minlerin, sırf Allah'ın rızasını kazanmak için insanlardan uzaklaşmayı gerektiren ruhbanlığı icadettiklerini fakat sonunda icadettikleri bu ruhbanlığın icabını gereği gibi yapmadıklarını beyan etmektedir. Bu ruhbanlığa riâyet etmeyenlerin kimler oldukları hakkında iki görüş zikredilmektedir. Birinci görüşe göre ruhbanlığa riâyet etmeyen bu kimseler, bizzat onu icadeden kimselerdir. Katilde, Abdunahman b. Zeyd, Dehhak ve Ebû Ümame el-Bâhili bu görüştedirler. Abdullah b. Abbas diyor ki: "Ruhbanlığı icadeden ehl-i kitap, ruhbanlık hususunda Allah’a itaat etmemişler ve ruhbanlığı yaşarken Allah’a isyan sayılan sözler söylemişlerdir. Zira Allahü teâlâ, Muhammed (aleyhisselam)ı peyamberolarak göndermeden önce bunlara savaşmalarını farz kılmıştır. Sayıları çok azalmış olan iman ehli. kâfirlerden ayrılıp peygamberler gittikten sonra müşrikler çoğalarak duruma hakim olunca bu mü’minler, mağaralarda inzivaya çekilmişlerdir. Onlar oralarda yaşarlarken içlerinden bir fırka kâfir olarak Allah'ın emrini ve dinini bırakmış, bidaflara sapmış, Hristiyanlık, Yahudilik gibi bâtıl dinler icadetmişlerdir. Böylece ruhbanlığa hakkıyla riâyet etmemişlerdir. Bunlardan diğer bir gurup ise kendilerine apaçık deliller gelinceye kadar Hazret-i İsa'nın gerçek dini üzere devam etmişlerdir. Allahü teâlâ nihÂyet Hazret-i Muhammed'i göndermiş, onlar ise bu gerçek din üzere devam ediyorlarmış. Alalı teala, şu âyet-i kerimeyle bunlara hilabetmiştir. "Ey iman eden kitap ehli, Allah’tan korkun ve peygamberine iman edin ki Allah da size. merhametinden iki misli versin." İkinci görüşe göre ise, ruhbanlığa riâyet etmeyenler, bizzat onu icadedenler değil onlardan sonra gelen insanlardır. Said b. Çübeyr. Abdullah b. Abbas'dan bu hususta şunları Rivâyet etmektedir. Abdullah b. Abbas diyor ki: "Meryemoğlu İsa (aleyhisselam)dan sonra gelen krallar, Tevrat'ı ve İncil'i değiştirdiler. O zamanki insanların içinde. Tevrat'ı okuyan mü’minlerde bulunuyordu. Bir kısım insanlar bu krallara, mü’minlerin aleyhine şöyle dediler: "Şunların bize sövmelerinden daha şiddetli bir sövme göremiyoruz." Zira onlar, "Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, iste onlar kâfirlerin ta kedileridir." diye âyet okuyorlar. İşte bizim için en şiddetli sövme bunlardır. Onlar, okudukları şeylerle bizi, yaptığımız işlerden dolayı ayıplıyorlar. Sen onları çağır bizim okudumuğumuz şekilde okusunlar, bizim iman ettiğimiz gibi iman etsinler," Bunun üzerine kral onların hepsini çağırdı. Onlara ya öldürüleceklerini veya Tevratı ve İncili değiştirilmiş şekliyle okumaların ıteklif etti. Onlarda "Bizden ne istiyorsunuz? Bırakın bizi."dediler. Mü’minlerden bir kısmı "Bize yüksekte bir kule yapın. Bizi oraya çıkarın sonra bizlere, yiyeceğimizi ve içeceğimizi yukarıya taşıyabileceğimiz bir şey verin. Biz de sizin aranıza gelmeyelim." dediler. Mü’minlerden diğer bir gurup ise "Bırakın bizi yeryüzünde serbestçe dolaşalım, rastgele gidelim. Sulardan, vahşi hayvanların içtikleri gibi içelim. Şâyet bizi topraklarınızda bulursanız öldürün." Mü’minlerden başka bir gurup da şöyle dediler: "Bize çöllerde evler yapın biz oralarda kuyular kazar, hububat ekeriz. Ne size geliriz ne de yanınızdan geçeriz." Bunları söyleyen gurupların herbirinde, Tevratı ve İncili değiştiren müşriklerin yakın akrabaları da bulunuyordu (Bu sebeple) mü’minlerin bu teklifi kabul edildi. İstenenler yerine getirildi. İşte bunlar hakkında Allahü teâlâ "İsa'ya uyanlar, bizim farz kılmadığımız ruhbanlığı yalnız Allah'ın rızasına erişmek için icadettiler. Fakat ona da hakkıyla riâyet etmediler." âyetinde bunları beyan etmektedir. Diğer insanlar ise şöyle dediler: "Biz de falanın ibadet ettiği gibi ibadet edelim. Biz ele filanın yeryüzünde dolaştığı gibi dolaşalım. Biz de filanların çöllerde yaptıkları gibi ev yapalım." Fakat bu sözleri söyleyenler müşrik idiler. Kemlilerine uydukları kimselerin imanlarının ne olduğunu bilmiyorlardı. Allahü teâlâ. Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)i gönderdiğinde bunlardan pek az kimse kalmıştı. Bunlardan, Manastırımla bulunan kişi oradan, gezip dolaşmakta olan kişi seyahatından, kilisesinde bulunan kimse oradan çıkıp geldiler. Peygambere iman ettiler. Allahü teâlâ, bunlar hakkında şöyle buyurdu: "Ey iman eden ehl-i kitap, Allah’tan korkun ve peygamberine iman edin ki Allah da size rahmetinden iki misli versin. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 6, S. 226 Taberi diyor ki: "Ruhbanlığa riâyet etmeyenlerin bir kısmı, bizzat onu icadedenlerdir. Diğer bir kısmı ise, onu icadedenlere uyanlardır. Buna mukabil, ruhbanlığı icadedenlerden diğer bir kısmı ona hakkıyla riâyet etmiştir. Bu itibarla Allah onlara, Hazret-i Muhammed'e de iman ettikleri takdirde iki kat mükafaat vereceğini vaadetmiştir. Ancak İslam geldikten sonra artık ruhbanlık bitmiştir. Bu hususta Urve b. Zübeyr diyor ki: "Bir gün Osman b. Mez'un'un hanımı üstü başı dağınık bir vazıyette Hazret-i Âişe'nin yanına varmış, Hazret-i Âişe ona: "Neyin var?" diye sormuş. Osman'ın hanımı ona .şu cevabı vermiştir: "Kocam geceleri namazla, gündüzleri de oruçla geçiriyor." Bu sırada Resûlüllah içeri girmiş. Hazret-i Âişe de bu meseleyi ona anlatmıştır. Resûlüllah, Osman b. Mez'un ile karşılaştığında ona şunu söylemiştir: "Ey Osman, bize ruhbanlık farz kılınmamıştır. Ben sana örnek değil miyim. Allah'a yemin olsun ki ben sizin, Allah’tan en çok korkanınız ve onun koyduğu sınırları en çok koruyanınızım! Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 3,S 226 Yine bu hususta enes b. Malik, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)in şöyle buyurduğunu Rivâyet ediyor: "Her peygamberin bir ruhbanlığı vardır. Bu ümmetin ruhbanlığı da Aziz ve Celil olan Allah'ın yolunda cihaddır. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 3,S 226 Bir adam, Ebû Said el-Hudri'ye gelmiş ve ona: "Bana bir şeyler tavsiye etmez misin?" demiş. Ebû Said el-Hudri de: "Sen benden, benim daha önce Resûlüllahtan sorduğum bir şeyi sordun. Ben sana, Allahlan korkmayı tavsiye ederim. Çünkü herşeyin başı O'dur. Cihada devam et. Zira İslamda ruhbanlık yoktur. Allah’ı zikretmekten ve Kur'an okumaktan ayrılma. Zira o, gökte senin ruhun ve yeryüzünde senin zikrindir. Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 35 S. 82 demiştir. |
﴾ 27 ﴿