28“Ey iman eden kitap ehli, Allah’tan korkun ve peygamberine iman edin ki Allah da size, rahmetinden iki misli versin. Kendisiyle aydınlık içinde yürüyeceğiniz bir nur bahşetsin ve sizi bağışlasın. Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.” Ey Allah’a ve peygamberine iman eden ehl-i kitap, Allah'ın emirlerini tutup yasaklarından kaçınarak ondan korkun. Onun peygamberi Muhammed'e de iman edin ki Allah size, rahmetinden iki kat mükfaat versin. Birisi İsa'ya ve ondun önceki peygamberlere iman etmenizden dolayıdır. Muhammed'e iman etmeniz halinde Allah size iki kat mükfaat vereceği gibi size, yürüdüğünüzde önünüzü aydınlatan bir nur ve bir hidâyet de verecektir ve günahlarınızı bağışlayacaktır. Allah, çok affeden ve çok merhamet edendir. *Âyet-i kerime’de zikredilen "İman edenlerden maksat, Abdullah b. Abbas Dehhak ve Utbe b. Makime göre ehl-i kitabın iman edenleridir. Bunlar hem kendi kitaplarına hem de Kur'ana iman ettikleri için iki kat mükafaat almayı hak etmişlerdir. Taberi de âyetin bu şekildeki izahını tercih etmiştir. Şu hadis-i şerif de bu izah şeklini desteklemektedir. Ebû Mûsa el-Eş'ari Resûlüllah’ın şöyle buyurduğunu Rivâyet etmiştir. "Üç sınıf insan vardır ki, bunlara iki mükafaat verilecektir. Bunlardan birisi şu kişidir. Bir cariyesi vardır. Onu eğitir, eğitimini güzel yapar. Onu terbiye eder, terbiyesini de güzel yapar. Sonra onu azadeder ve onunla evlenir. İşte bunun için iki mükafaatı vardır. Bunlardan bir diğeri de ehl-i kitabın iman edenidir. Bu kişi daha önce mü’min iken sonra da peygamber Hazret-i Muhammed'e (sallallahü aleyhi ve sellem)e iman eder. İşte bunun için de iki mükafaat vardır. Bunlardan bir başkası da hem Allah'ın hakkını yerine getiren hem de efendisi için samimi olan köledir. İşte bunun için de iki mükafaat vardır. Buhari, K. el-Enbiya, bab: 145 / Müslim, K.el-İman. bab: 241, Hadis no: 154 Said b. Cübeyr bu âyetin, Muhammed ümmeti hakkında indiğini söylemiş, bunun sebebinin de, kendilerine iki kat mükafaat verileceği vaadedilen ehl-i kitabın, Muhammed ümmetine karşı iftihar etmeleri olduğunu söylemiştir. Said b. Cübeyr, bu hususta özetle şunları anlatmaktadır. "Resûlüllah, Cafer b. Ebi Talib'i, yetmiş iki kişi ile birlikte Habeşistan'a gönderip Necaşi'yi imana davet edince Necaşi bu daveti kabul edip iman etmiştir. Cafer b. Ebi Talib Habeşistan'dan ayrılınca, orada iman etmiş olan kırk kişi Necaşi'ye gelip "Bize izin ver de bunlarla beraber gidip o peygamberi görelim. Bunlara denizde de yardımcı oluruz. Zira bizler, denizciliği onlardan daha iyi biliyoruz." demişlerdir. İzin alınca Cafer b. Ebû Talib ile birlikte Medine'ye gelmişler, o sırada Resûlüllah'ın, Uhut savaşı için hazırlık yaptığını görmüşlerdir. Bunlar, müslümanların ihtiyaç ve sıkıntı içinde olduklarını görünce Resûlüllah’a: "Ey Allah'ın Resulü, biz mali imkanları olan kimseleriz. Müslümanların nasıl bir sıkıntı içinde olduklarını gördük. Bize izin verir misin? Gidip mallarımızı getirerek müslümun kardeşlerimize yardımcı olalım." demişler Resûlüllah da onlara izin vermiştir. Onlar da gidip mallarını getirerek yardımcı olmuşlardır. Bunun üzerine Allahü teâlâ, onların hakkında "Bundan önce kendilerine kitap verdiklerimiz, buna da iman ederler." "Kendilerine Kur'an okunduğu zaman: "Biz ona iman ettik. Şüphesiz o, rabbimizden indirilmiş bir haktır. Doğrusu biz, ondan önce de müslümamlık." derler. "İşte onlara, sabırlarından dolayı mükafaatları iki kat verilir. Onlar, kötülüğü iyilikle savarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda infak ederler. Kasas Sûresi, 28/52-54 Âyetlerini indirmiştir. İman etmeyen ehl-i kitap, âyetin "İşte onlara sabırlarından dolayı mükafaatları iki kat verilir." ifadesini işitince müslümanlara karşı böbürlenmişler ve şöyle demişlerdir: "Ey müslümanlar topluluğu, bizden, hem bizim hem de sizin kitabınıza iman edene iki kat mükafaat veriliyor. Sizin kitabınıza iman etmeyene ise, sizin mükafaatmiz kadar mükafaat veriliyor. O halde sizin bizden ne üstünlüğünüz var?" İşte bunun üzerine Allahü teâlâ, Muhammed ümmeti hakkında bu âyeti indirdi ve buyurdu ki: "Ey iman edenler, Allaluan korkun ve peygamberine iman edin ki Allah da size rahmetinden iki misli versin. Allahü teâlâ bu âyetle Muhammed ümmetine de, iman eden ehl-i kitaba verdiği gibi iki kat ücret verdiğini, ayrıca onlara fazladan bir nur ve af da verdiğini beyan etmiştir. Sonra da "Kitap ehli bilsin ki Allah'ın lütfundan bir şeye kadir olamazlar." buyurmuştur. Abdullah b. Ömer ve Ebû Mûsa el-Eş'ari'nin rivâyet ettikleri şu iki hadis-i şerif te bu görüşü desteklemektedir. Ebû Mûsa el-Eş'ari, Resûlüllah’ın şöyle buyurduğunu Rivâyet ediyor: "Müslümanlarla Yahudi ve Hristiyanların durumu (bir günde üç gurup insan çalıştıran) şu adamın durumuna benzer. Bu adam, bir gün akşama kadar kendisine, belli bir işi yapmaları için belli bir ücret karşılığında bir toplulukla anlaşmıştır. Bunlar, o adam için günün yarısına kadar çalışınca "Senin bize takdir eniğin ücrete ihtiyacımız yok. Çalıştıklarımıza da bir şey istemiyoruz." demişlerdir. Adanı onlara "Bunu yapmayın, işinizi tamamlayın ve ücretinizi tam olarak alın." demiştir. Fakat onlar diretmiş ve işi bırakmış gitmişlerdir. Bunun üzerine adam başka bir grupla anlaşmşı ve onlara "Günün geriye kalan bölümünü tamamlayın, sizden önceki gruba takdir ettiğim ücreti siz alın." demiştir. Onlar, teklifi kabul edip çalışmaya başlamışlar. Fakat ikindi namazı vakti olunca "Yaptığımız iş sana olsun. Bize takdir ettiğin ücret de senin olsun." demişlerdir. Adam onlara da "İşinizini geriye kalanını bitirin. Gündüzden az bir zaman kaldı." demiş fakat onlar çalışmamakta diretmişlerdir. Bunun üzerine adam, günün geriye akalan kısmında çalışmak üzere başka bir toplulukla anlaşmış, onlar, günün geriye kalan kısmında güneş batmcaya kadar çalışmışlar ve iki grubun da ücretini tam olarak almışlardır. İşte bu, onların durumuyla bu nuru (Muhammed'in nurunu) kabul edenlerin misalidir. Buhari, K. el-İcare, bab: 11 Abdullah b. Ömer de bu hususta Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)in şöyle buyurduğunu Rivâyet ediyor: "Sizin, geçmiş ümmetlere göre devamınım, ikindi namazıyla güneşin batım vakti arasındaki zaman kadardır. Tevrat ehline Tevrat verildi. Onlar onunla günün yarısına kadar amel ettiler. Ondan sonra, acze düştüler. Bu sebeple onların her birine birer kırat (birer ölçü) mükafaat verildi. Onlardan sonra İncil ehline İncil verildi. Onlar da onunla ikindi vaktine kadar amel ettiler. Sonra onlar da acze düştüler. Bu yüzden onlara da birer kırat (birer ölçü) mükafaat verildi. Bize de Kur'an verildi. Biz onunla güneşin batmasına kadar amel ettik. Bize de ikişer kırat (İkişer ölçü) mükafaat verildi. Bunun üzerine, önce geçen iki ehi-i kitap "Ey rabbimiz sen şunlara ikişer kırat bize ise birer kırat verdin. Halbu ki biz onlarda daha çok amel işlemiştik." dediler. Bunun üzerine Allah, "Ben sizin ücretinizden bir şey eksilttim mi?" dedi. Onlar da "Hayır." dediler. Allahü teâlâ "Bu benim lütfumdur. Onu dilediğime veririm." buyurdu. Buhari, K. Mevakıl es-Salah, bab: 17 Âyet-i kerime’de zikredilen "Nur" kelimesinden maksat, Abdullah b. Abbas'a göre Kur'an-ı Kerimdir ve Resûlüllah’a tabi olmaktır. Mücahid'e göre ise hidâyettir. Taberi de üyelin her iki görüşü de kapsadığım söylemiştir. Zira, Kur'ana iman edip Resûlüllahı tasdik eden kimse hem nurla aydınlanmış olur hem de hidâyete kavuşmuş olur. |
﴾ 28 ﴿