43

Allah senden afvetti ya, şu neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doğru söyliyenler sence tebeyyün ede ve yalancıları bilesin?

(.........) Allah senden afvetti -bu hıtab mukaddema Hudeybiyye vak'ası hakkında nâzil olmuş bulunan (.........) tebşirini hatırlatır bu ise işbu meşakkatli Tebûk seferinin Hudeybiyye tarzında ve onun bir mütemmin ve mükemmili olmak üzere daha vası' bir fethi mübîn olduğuna işaret demek olur.

Ya'ni: nasıl ki, Hudeybiye seferi ve muahedesi herkesin zahirdeki nazari hilâfına olarak bir fethi mübîn olmuş, Mekkenin fethine ve Ceziretül'arabda şirkin mağlûbiyetiyle islâmın sür'ati inkişaf ve intişarına bir mebde' teşkil etmiş, yeni bir devir açmış ise onun gibi işbu Tebûk seferi de zahirdeki müşkilâtına rağmen (.........) e sebeb ve islâmın bütün âlemde zuhuruna mebde' olarak yeni bir devir açan bir fethi mübîndir. Maamafih urfde afiv bir zenb ile alâkadar olacağından bütün nazar ve himmeti taat ve tekvaya masruf olan ehli kurb ve ısmete bir afiv tebliği ne kadar büyük bir tebşiri muhtevi ve ne kadar baisi şükran olursa olsun o nisbette endişe ve heyecana badi bir sebebi teessür olmaktan hali kalmaz. Çünkü ebrarin asıl hedefi ihtirazı ceza değil zenbin kendisidir. Onların nazarında günahın vukuu cezasından daha ağırdır. Binaenaleyh bütün nazarları taharriyi rızaya ve uluvvi mehasine ma'tuf bulunan ve haklarında mintarafillâh meşiyyetlerine bırakılmış olan hususatı ictihadiyede evlâ ve efdale isabet edememekten başka bir günah mütasavver olmıyan mukarrebiîni hakka iyhamı ıtab bile bir ıkab olacağından «afvolundun» hıtabile bir tebliğ, onların fikri nezahetlerini «vay ne hata ettim» gibi hissi haşyetle titredecek bir tenbih ve ıtabı tazammun eder. Bu cihetle (.........) tebşiri meselâ (.........) tahsini gibi baisi meserret ve ıkdam olmaz da ziyade bir intibaha da'veti ifade eyler. Ve bu makamda böyle bir tenbiyhin ise nükteleri pek mühimdir.

Birincisi Resulullahın bervechi bâlâ medayihi celilesi, maıyyeti ilâhiyyede mansuriyeti daimesi beyan olunduktan sonra bu sureti hıtabde onun risaletiyle beraber ubudiyyetini ızhar ve Nesârânın Isâ hakkında düştükleri gulüvv ve ıfrattan müslimanları sıyanet vardır ki, Nesârâya karşı gidilen Tebûk seferinde bu ne kadar ma'nidardır.

İkincisi Resulullahın mes'uliyyetindeki yüksekliği ve sureti mes'uliyyetinde başkalarınınkiyle kabili kıyas olmıyan icneliği anlatmaktır. Öyle ki, diğerleri afivden sonra mutlakla mübeşşer iken mes'uldür. Demek ki, o, bir günah mes'uliyyetiyle değil Hak teâlânın celâli kibriyası önünde bir lâhza hissi mes'uliyyetten farig olmamak ma'nâsına bir şerefi ıhtısas ve bir hidayet ve ta'lim mes'uliyyeti ile mes'uldür.

Üçüncüsü umum ümmetin hissi haşyetini tehyic ve şevkı tevbesini tezyid için Resulullahı bu noktai nazardan dahi ümmetine nümunei imtisal kılmaktır.

Dördüncüsü de ileride gelecek olan (.........) emrine mukaddime olmak üzere Münafıklara aid bir teşdiddir ki, asıl siyakı kelâm da budur. (.........) hıtabı bilhassa bu mazmun ile bervechiâti izin sualinin iradına bir fatiha olmak üzere varid olumuştur ki, hasılı meali şu demek olur: Ya Muhammed, Allahü teâlâ senden matekaddem ve mâteahhar zenbi afvetti, kalbi risaletini rencide eden ve edecek olan bütün esbabı huzn-ü kederi senden sildi, sana müşkilât çıkarmak isteyen mücrimlerin şeameti zünubunu senden izale ve fadl-ü ıhsaniyle umurunu teshil eyledi. Afvin izale' teshil, fadl-ü ziyade bütün maanisiyle afvolunması mütesavver ve matlûb her ne varsa hepsi senden ma'füvdür. Sen öyle mansur ve böyle afvı mutlakla mübeşşersin. Fakat (.........) niçin onlara izin veriverdin? O istizan edenlere ne sebeble izin vermeğe müsareat eyledin?

Ya'ni muktezayı hikmet, hukmi şeriat umurı idarenin de mucib veya musahhıh esbabı kaviyyeye merbut bulunması «raıyye üzerinde tasarruf maslahate menut olması» dır. Resule gerek olan da bunu evlâ ve efdal suretiyle tatbık etmekti. Böyle iken neye sen onlara derhal izin veriverdin (.........) de doğru söylemiş olanlar -ma'zeret haberinde sadık olarak sıdk ile, i'tizar ve istizan etmiş olanlar kavli mücerredlerinden başka bir delili mübin ile- sana tebeyyün edinciye (.........) ve yalancılar ma'lûmun oluncıya kadar teennî etmedin? -

Ya'ni o istizan edenler içinde ma'zeret iddiasında sadık olanlar da vardı, yalancılar da. Gayei hıkmet ise sadıkları kâziblerden temyiz etmek ve mucebince her birinin istihkakına göre muamele eylemek olduğundan bilhassa vahıy varid olmıyan mevkıi ictihadda maslahat ve lâzimei ictihad bu temyizi gereği gibi yapmak için ma'zeret iddiasını mübeyyin zâhir ve kaviy bir delil ile sıdık tebeyyün ve tezâhür edinciye kadar teenni ve ihtiyat etmekti. Teenni etse idin o yalancıları sureti kat'ıyyede bilecektin. O vakıt onlar ma'zur ve me'zun namını takınamıyacaklar ve bu vesiyle ile yaptıkları nifakı yapamıycaklardı, neye izin veriverdin de bu tebeyyün ve ılmi gözetmedin. Halbuki

43 ﴿