46

Eğer cihada çıkmayı dileselerdi elbet onun için hazırlık görürlerdi, lâkin davranmalarını Allah istemedi de onları alıkoydu ve oturun oturanlarla beraber denildi

(.........) Çıkmak isteselerdi her halde onun için bir hazırlık hazırlarlardı -hazırlanmaları lâzım gelirdi ve halleri müsaid idi. Mademki hiç bir hazırlık yapmamışlar demek ki, sefere çıkma, cihad etmek istemiyorlardı. Demek ki, esas i'tibariyle cihadın vücubuna inanmıyorlardı. Rivayet olunduğuna göre bu suretle i'tizar ve istiyzan edenler Abdullah İbn-i Übeyy İbn-i Selûl ve emsali ki, eşraf ve agniyadan idiler. Şimdi bu beyanatı ilâhiyyeden Resulüllahın bunlara izin vermesi hıkmeti hakka temamen muhalif bir hata imiş gibi bir zan hasıl olabileceğinden bu tevehhümü defi' edecek, onun batını hakta değil, zâhiren merasimi hakta vakı' olmuş ve fazla bir semahat ile terki evlâ kabîlinden bir fi'l olub haddi zatında hıkmetsiz bir hata olmadığını iş'ar ve Resulüllahı tesliye eyleyecek bir istidrâk ile onların ahvali ledünniyyeleri beyan olunarak buyuruluyor ki, (.........) Ve lâkin Allah onların gitmeye kalkmalarını istemedi de (.........) kendilerini alıkoydu -gitmelerini kerîh kıldı, hoşlandırmadı da onları cebanet ve keselân ile tevkıf ve habsetti (.........) ve oturanlarla beraber oturunuz denildi- gönüllerine karılar gibi, çoluk çocuk, zuafa, ıhtıyar, âciz mütekaidlerle beraber oturub kalmak hissi ilka edildi. Onun için asla çıkmak istemediler ve ne olur olmaz diye vaktiyle bir hazırlıkta bile bulunmadılar. İzin verilmekle de resmen âcizler ve mütekaidler kısmına ilhak edildiler. Bu onların asıl müstahikk oldukları rusvalıktan hafif olmakla beraber bir cihetten izin yine musîb oldu. Şu kadar ki, izinde teenni edilse idi bundan başka kizb-ü nifakları herkesçe ma'lûm olmuş bulunacaktı, me'zun olmıyarak kalacaklardı, çünkü Allah onların bu islâm ordusu içinde çıkmalarını istememişti. Sirr-ü hikmeti ise şu idi:

46 ﴿