51De ki, hiç bir zaman bize Allah’ın bizim için yazdığından başka bir şey isâbet etmez o bizim mevlâmızdır ve mü'minler onun için yalnız Allah’a mütevekkil olsunlar (.........) de ki, bize Allah’ın lehimize yazdığından başka hiç bir şey isabet etmez. -Acı tatlı her ne başımıza gelirse hepsi Allah’ın yazdığıdır. Ne sizin ne de başkalarının değil, ancak Allah’ın takdiridir. O da binnetice mutlak lehimizedir. Dünyevî veya Uhrevî maslahatımız, menfeatımız, hayrımız içindir (.........) o bizim mevlâmızdır- sahibimiz, nasırımız, veliyyi umurumuzdur. Üzerimizde bütün tasarruf ve velâyet onundur. Nasıl dilerse öyle yapar ve ne yaparsa hakkımızda hayırlısını yapar. O bize hayat ve mematımızda kendimizden daha evlâdır. (.........) Ve binaenaleyh yalnız Allah’a tevekkül etsinler bütün mü'minler -bütün havl-ü kuvveti ancak onunla bilib ona tefvız ve her hususta ona yakînen i'timad ve emr-ü takdirine husni rıza ve teslimiyyet ile mucebince vazifei ubudiyyete ıkdam eylesinler. Allah’a ne kadar tevekkül ve i'timad olunursa o daha ziyadesine şayan ve müstehıktır. Ve ondan başka tevekkül-ü i'timad edilecek, kuvvet iktisab olunacak hiç bir merci' yoktur (.........) dir. Kâfirler bunu bilmedikleri için bir insan için en şayanı i'timad kuvvet, nefistir zannederler ve «emrimizi elimize aldık» diye mağrurlanırlar. Ve bu suretle her biri bir âmir olmak, ulûhiyyetten bir hıssa almak ister, bu şirk-ü münazaa ile Dünyada şıkak ve nifak saçar giderler. Halbuki en cüz'î aklı olan bir kimse idrâk eder ki, hakka istinad etmiyen bir nefsi fanînin kendi kendine şayanı i'timad hiç bir şeyi yoktur. O bir serabı bâtıldan ıbarettir. Bundan dolayıdır ki, kâfir ne kadar kendine güvenirse güvensin her halde bir gün olur cereyanı hadisat önünde bütün noktai i'timadini zayı' eder. Fakat hiç bir şeye değil, ancak Allah’a tevekkül-ü i'timad eden hakıkî mü'min ölümden bile mütezelzil olmıyırak îmanı kâmil ile rabbının huzurı ehadiyyetine gider. Fakat şunu unutmamak lâzım gelir ki, tevekkül, tefvızi vazife değil, tefvızi emirdir. Bir çokları ise bundan gaflet ederek tevekkülü terki vazife gibi zu'mederler. Ya'ni vazifei ubudiyyeti Allah’a havale edib emri kendilerinde görmek isterler. Sanki kul vazifesiz oturacakmış, namaz, oruç, zekât, cihâd ilh... gibi vezâifi Allahü teâlâ ona emredib yaptırmıyacakmış da onun emr-ü havalesiyle bizzat yapıverecekmiş gibi Benî İsrailin Hazret-i Musâya dedikleri vechile (.........) demek isterler. Bu ise Allah’a tevekkül ve ı'timad değil emr-ü ülûhiyyete ademi i'timaddır, küfürdür. (.........) buyurulduğu üzere ğarûr şeytanın gururudur. İyi bilmeli ki, tevekkülün hasılı emre ı'timad ile hubbi vazifedir. Netekim bu Allah yazısı, bu âyetin mutazammın olduğu cevab şöyle tavzıh buyuruluyor: |
﴾ 51 ﴿