54

Kendilerinden nefakalarının kabul olunmasına mani' olan da sırf şudur: çünkü bunlar Allah’a ve Resulüne küfrettiler ve namaza ancak üşene üşene geliyorlar, verdiklerinide ancak istemiyerek veriyorlar

(.........) onları kendilerinden nefakaları kabul olunmaktan men'eden de başka bir şey değil (.........) ancak şu halleridir ki, bunlar hakıkatte Allah’a ve Resulüne küfrettiler (.........) ve namaza gelmezler ancak tekâsül ile: tenbel tenbel (.........) ve infak yapmazlar ancak hoşlanmıya hoşlanmıya: kerahetle -ya'ni Allah ve Resulüne kalben küfürleri ve salât-ü infakın ne fı'linde sevaba, ne terkinde ıkaba inanmadıkları cihetle adetâ namazı boşuna bir külfet, infakı bir cereme- bir gareme- addettiklerinden bunları kalben îman ve gönül hoşluğu ile seve seve Allah için değil bir garazı mahsus ile zahirî bir maslahata riayet için yaparlar. Ve bunun için infakı bir taleb ve ilzam vakı' olmaksızın tav'an dahi yapmış olsalar bu tavı, sırf o maksad ve maslahate aid olur da o nefakaların fisebilillâh sarfedilmesi canlarını sıkar. Bunu gönülden ısyan ederek kerhen vermiş olurlar. Şüphe yok ki, bir kimsenin inanmadığı bir şeyi yapması zahiren olmasa bile batında mutlak bir kerh eseridir. Velhasıl makbuliyyette mani' olan mutlak fısk değil, küfürdür. Ve evvelki kürh, kürhi zahirî, ikinci kerh ise kerhi batınîdir. Ve bir haysiyyetle tav'ın diğer haysiyyetle kerh olmasında tenafi olmadığı gibi tav'i, sui niyyet halinde de olabileceğinden husni niyyete mütevakkıf olan taatı istilzam etmez. Meselâ bir Münafıkın mücahidlere mahza kendi arzu ve rızasıyle fisebilillâh diye bir infakta bulunması ve bunun tahtinde onları iğfal maksadını gizlemesi tav'an bir sarf olmakla beraber bir taat değil bir ısyandır. Ve bunda fikri taattan bir istikrah vardır.

54 ﴿