40

Nihayet emrimiz geldiği ve tennur feveran ettiği vakıt dedik ki, yükle içine her birinden ikişer çift, ve aleyhinde huküm sebketmiş olandan maada ehlini ve îman edenleri, maamafih pek azından maadası beraberinde îman etmemişti, dedi

(.........) Ta ki, emrimiz geldi ve tennur feveran etti - ya'ni bu gayeye gelinceye kadar Nuh gemi sun'una devam eyliyor. Kavmi de alay ediyordu - O vakıt (.........) yükle, dedik ona ilh -

TENNUR lugatte kapalı bir ocak, bir fırındır ki, lisanımızda en ziyade «tandır» ta'bir olunur. Leys demiştir ki, «tennur umumiyyetle her lisana geçmiş bir lafızdır. Arkadaşı «tennar» dır.» Ezherî de demiştir ki, «bu delâlet eder ki, isim ba'zan a'cemî olur. Arab onu ta'rib eder de Arabî olur. Ve buna delil, aslı tennar olmasıdır. Bundan evvel kelâmı Arabda tennur, ma'ruf değildir. Bunun nazıri başka lisandan Arabcaya girmiş olan diybac, dinar, sündüs, istebrak gibi kelimelerdir ki, Arab bunlarla tekellüm edince hep Arabî olmuşlardır.» (.........).

FEVERAN da ma'lûmdur ki, kuvvet ve şiddetle kaynamak, fışkırmaktır. Şimdi biz gemiden bahsolunurken tam ocak, feveran ettiği sırada yük emri verildiğini işittiğimiz zaman o geminin harekete müheyya fayrab vaz'ıyyetinde bir vapur olduğunu anlamakta hiç tereddüd etmeyiz. Lâkin vapuru görmemiş olanlar buna intikal edemez ve «aceba bu ocak feveranı ne demektir. Bu olsa, olsa bir işaret olacaktır» diye düşünmekte ma'zur olurlar. Eslâfi müfessirîn bunun hakkında muhtelif ma'nâlar kayd ve nakl etmişlerdir ki, bunları burada telhıs edelim:

1 - Ekser müfessîrin tennurun hakıkaten bir ocak ma'nâsına olduğunda müttefıktır. Kimisi Nuha mahsus bir tennur idi demiş. Bir çoğu ekmek pişirilen bir fırın idi demiş, bunu da kimi Âdemden kalma idi demiş, kimi Hazret-i Nûh’un zevcesinin ekmek pişirdiği bir tennur idi demiş, kimi taştan idi, kimi Kûfe tarafında idi demiş ve hattâ Hazret-i Aliden Kûfe mescidinin yerinde idi diye bir söz nakledilmiş, kimi Şamda - «Ayni verdan» nam mevzı'de, kimi de Hindde idi demiş ve bütün bunlar feveranı suyun kazanda kaynar gibi fırından kaynayıb fışkırmasıyle izah etmişlerdir. Böyle bir feveran âyette niçin geminin inşasına bir müntehâ ve yüklenmesi emrine bir şart ve mebde gösterilmiş? Bunun vechine gelince de Allahü teâlâ, bunu Hazret-i Nuha tufanın başlıyacağına bir alâmet olmak üzere ta'yin buyurub önce haber vermiş ve binaenaleyh bu alâmet ve mu'cize zuhur ettiği zaman yüklemek emrini vermiş demişler. Fakat bir kısmı müfessirîn bu vechi baîd görmüşler ve başka ma'nâlar vermişlerdir. Bu suretle:

2 - Arabda ba'zan Yer yüzüne de tennur ıtlakı vaki' olduğundan tennurun feverânı yer yüzünden suların fışkırması olacak. Netekim Sûre-i «Kamer» de (.........) buyurulmuştur demişler. Kürei Arzın bir büyük fırın ma'nâsında olduğunu iş'ar eden bu kavil dahi şayanı dikkat ise de bu surette feverana yakışan ma'na su fışkırması değil, ateş püskürmesi olurdu.

3 - Tennurdan murad, Arzın şerefli ve yüksek mevzı'leri demektir ki, bir harika olarak oralara bile sular fışkırmıştır demişler.

4 - Farettennur, şefak attı, sabah oldu ma'nasına gelir denilmiş ve bunun Hazret-i Aliden menkul olduğu söylenmiş.

5 - İş kızıştı, şiddetlendi ma'nâsına (.......) fırın kızdı denildiği gibi « farattennur » da böyledir denilmiş. Lâkin bu dört ma'nânın dördü de mecaz ve zatı mes'ele, harikul'âde bir hâdiseye ait bulunduğu cihetle cümhurı müfessirîn tennur kelimesinin hakıkî ma'nâsından udule sebeb olmadığını söylemektedirler.

6 - Ebû Hayyan tefsirinde Hasenden rivayet olarak tennur (.......) gemide suyun mevzi'ı ictimai» diye nakl edilmiştir ki, bu ifade hemen hemen geminin kazanını andırıyor. Görülüyor ki, müfessirînin rivayetlerinin bir hayli noktaları arz ettiğimiz ma'naya temas eder bir haldedir. Rivayetlerdeki bu tafsılât da görüldükten sonra biz şimdi bihakkın diye biliriz ki, tennurun hakikaten bir ocak olması aynı zamanda onun gemide su toplanan bir kazan ile müterafık olmasına mani' değildir. Cümhurun ocak rivayetile bu rivayet beyninde münafat yoktur. «Lâmi ahd» ile «ettennur» buyurulması bunun gemiye ait bir tennur olmasında zâhirdir. Aynı zamanda Hazret-i Nuha mahsus bir tennur olması da buna münafi değildir. Çünkü bu onun bir mu'cizesidir. Sahib Keşşafın da tashiri vechile ayette (.........) gayesi yukarıda ki, (.........) fi'line müteallik olub ma'na (.........) demek olduğu cihetle tennurun feveranı gemideki san'atın bir nihayeti ve haml-ü hareket emrinin şart ve mebdei gösterilmiş bulunduğunda mülâhaza edilirse tennurun feveranı geminin kuvvei muharrikesini anlattığı ve (.........) bu günkü ta'bire göre

«nihayet emrimiz gelib gemi fayrab edildiği vakıt» demek olduğu tezahür eder. Ve bunda tennur ve feverân kelimeleri hakikat olduğu ve âyetin bu ma'nada gayet zâhir bulunduğu da şüphesizdir. Binaenaleyh nassta hakikati ve zâhiri bırakıb da te'vil aramağa hiç de sebeb yoktur. Geminin inşası tamam olub fayrab haline gelmesi emri ilâhi olan tufanın başlıyacağına bir alâmet olmasında da münafat yoktur. Âyetin bu zâhirine karşı o zaman öyle bir vapur nasıl yapılabilirdi ve yapılmış olsa bu san'at unutulur mu idi? gibi bir istib'ad ve tevehhümden başka denecek bir şey de bulunamaz. Halbuki mukaddemâ ma'lûm olub da sonradan gaib olmuş sanayiı tecribiyyenin bile tarihte misali eksik olmadığı gibi bervecibâlâ - (.........) mantukunca Allahü teâlânın hıfz-u vahyile yapılmış olan ve (.........) çifti, ya'ni erkeği dişisi bulunan her şeyden - ki, tafsılini Allah bilir - ikişer dane humule alabilen ve bunlarla beraber Hazret-i Nûh’un bir oğlundan başka ehl-ü ıyalini ve az miktarda da olsa kavminden îman etmiş olanları dahi yüklenerek -

40 ﴿