43

O, ben: beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım dedi, bu gün, dedi: Allah’ın emrinden koruyacak yoktur, meğer ki, o rahmet buyıra derken, dalga aralarına giriverdi, o da boğulanlardan oldu

(.........) bu gün Allah’ın emrinden kurtaracak yok - ya'ni bu gün ba'zı esbabı âdiyyeye iltica ile âfattan halâs mümkin olabilen mu'tad vekayı' günlerine benzemez ve bu vak'a senin zannettiğin gibi alel'âde bir su değil, Allah’ın emri mahsusu olan büyük bir azâbdır. Bundan dağ değil, hiç bir şey kurtaramaz (.........) ancak onun merhamet ettikleri müstesna - ki, bunlar gemide bulunanlardır. Burada tufanın umumî olduğu anlaşılıyor ki, meşhur olan da budur. Fakat bu umumun Arzdan maada olan âlemlere tenavülü olmadığında söz yoktur. Netekim Sûre-i (.........) ta Hazret-i Nûh’un duası (.........) dır. Binaenaleyh Arzda derecei şumulü hakkında da Arzın her tarafını değil, o zaman insan ile meskûn olan taraflarını hisaba almak lâzım gelecektir. Bu surette de Hazret-i Nûh’un bütün insanlara mı, yoksa bir kavmi mahsusa mı meb'us olduğu mevzuı bahs olacaktır ki, bu nokta, muhtelefün fihtir. Her halde müşarün'ileyhin meb'us olduğu insanların bulundukları yerde tufanın umumiyyeti kat'î, maverası zannîdir. (Sûre-i «Nuh» a bak). (.........) Derken aralarına dalga giriverdi ve binaenaleyh gark edilenlerden oldu

43 ﴿