52

Hem ey kavmim rabbınızın mağrifetini isteyin, sonra ona tevbe ile müracat edin, ki, üzerinize bol bol Semanın feyzını indirsin ve sizi kuvvetinize kuvvet katarak müzdad buyursun, gelin mücrim mücrim dönüp gitmeyin

(.........) Ey benim kavmim (.........) rabbınıza istiğfar eyleyiniz - ona karşı günahkârlığınızı i'tiraf edib mağrifetini isteyiniz (.........) sonra da ona tevbe ediniz - şirk-ü ısyandan nedamet ve îman-ü istikametle ona müracat ve ubudiyyet ediniz (.........) ki, üzerinize bol bol Semanın feyzını göndersin - kuraklık çektirmesin, hayatınızı kuru maddelerin tazyikından kurtarıb yükseltsin (.........) ve kuvvetinize kuvvet ilâve etsin - ma'lûm olan cismanî kuvvetinizi henüz tanımadığınız ma'nevî bir kuvvet zammile katlansın, artırsın (.........) ve mücrim mücrim yüz çevirmeyin - ya'ni cürümlerinizde ısrar ederek bu güzel nasıhatleri dinlememezlik etmeyin. Görülüyor ki, Hazret-i Hudün bu tebligatı bu Sûrenin evvelindeki esaslardır. Hud aleyhisselâmın bu tebligatında

«ben size şu beyyine ile geldim» gibi bir tasrih yok ise de fıtrati irae ederek akl-ü kalbe hıtab eden delâil vardır. Kur’ân’da daima tervic olunan bu kabîl delâil ve beyyinat ise Nakai Salih ve asayı Musâ gibi beyyinati mahsûseden daha asîl, daha kavidir. Zira asıl da'vâ, ma'kul olan tevhiddir. Lâkin kavmı Hud fı'len îmana muztarr kılacak ilcaî bir kuvvet görmedikçe o gibi beyyinatı akliyyeye ehemmiyet vermediklerinden

52 ﴿