40Yâhud derin bir denizdeki zulümât gibidir, onu bir dalga bürüyor, üstünden bir dalga, üstünden bir bulut, öyle zulümât ki, birbiri üstüne, elini çıkardığı vakıt onu görmesi ihtimali yok, her kime de Allah, bir nûr yapmamışsa artık onun için hiç nûr yoktur (.......) veya derin bir denizdeki zulmetlere benzer ki, (.......) onu dalga üstüne dalga (.......) daha üstünden bir bulut kaplar. -Nur üstüne nurun tam zıddına olarak (.......) birbiri üstüne bir çok zulmetler - öyle ki, kâfi bir nur nişanesi görmek şöyle dursun (.......) elini çıkardığı vakıt onu bile göremez - o karanlıkta çırpınır, şuraya buraya saldırır. Fakat uzattığı kendi elini bile görmesi ihtimali yoktur. Nerede kaldı ki, haricinden bir hakıkat görsün de neye el uzattığını bilsin. Filvakı' kâfirler küfür taassubu etmemek içinde öyle boğulur, öyle bocalar. Hiç bir hakkı kabul etmemek için ınadında öyle ısrar eder ki, ne halt ettiğinin farkına varmaz. (.......) ve filvaki' her kim ki, Allah, ona bir nur takdir etmemiştir, artık onun için nur yoktur. - Onun için körler görmez, sağırlar işitmez, vicdansızlar duymaz, kâfirler hakkı kabul etmez. Yoksa: |
﴾ 40 ﴿