34Her halde Allah, saate ılim onun yanındadır, ve yağmuru o yağdırır, rahimlerde ne var o bilir, ve hiç bir nefis yarın ne kazanacağımı bilmez, bir nefis hangi Yerde öleceğini de bilmez, şübhesiz ki, Allah alîmdir, habîrdir (.......) Abdullah İbn-i Ömer radıyallahü anhümadan merviydir: Resulullah sallâllahü aleyhi ve sellem «mefatihülgayb beştir, onları ancak Allah bilir» buyurmuş ve bu âyeti okumuştur. Rivayet olunduğuna göre Hâris İbn-i Ömer namında bir adam, Resulullan sallâllahü aleyhivesellem Hazretlerine gelmiş «ya Muhammed, kıyamı saat ne zaman? Beldelerimiz kuraklıktan: sıkıldı bolluk ne zaman? Karımı gebe bıraktım ne doğuracak, bu gün ne kazandığımı biliyorum, yarın ne kazanacağım? Nerede doğduğumu biliyorum, fakat nerede öleceğim? «demiş bu âyet bu sebeble nâzil olmuştur. Demek ki, âyet vakı' olmuş bir suâlin cevabıdır. Lâkin mâkablindeki âyetlere nazaran da bir suâli mukadderin cevabıdır. Zira Sûre-i «Rum» un âhirine (.......) buyurulduğu gibi burada da (.......) buyurulması üzerine şübhesiz ki, o gün, o saat ne zaman diye bir suâl hatıra gelebileceğinden bununla ona cevab verilmiş oluyor. Burada Fahruddîni Razî der ki, ba'zı müfessirîn, Allahü teâlâ bu âyet ile beş şey'e ılmi başkasından nefyetti diyorlar. Gerçi öyle lâkin maksud o değildir. Çünkü Allahü teâlâ meselâ tufan zamanında bir kum yığınındaki cevheri ferdi (bir atumu) ve rüzgârın onu Maşrıktan Mağribe kaç kerre naklettiğini ve nerede bulunduğunu bilir, bunu başkası bilemez. Şu halde bu beş şey'i zikirde tahsıs etmenin vechi yoktur. Bu hususta hakk olan şudur ki, (.......) buyurulması, (.......) diye o günün behemehal vukuu te'kid edilmesi üzerine o gün ne vakıt diye vârid olacak suâle karşı şu suretle cevab veriliyor: «Onu Allahdan başkası bilmez ve lâkin muhakkak olacaktır» deniliyor. Ve kaç def'alar geçtiği üzere ba's hakkında iki delil de zikrolunuyor. BİRİSİ, Arzın mevtinden sonra ihyası: netekim yukarıda (.......) buyurulmuştu. Ve (.......) buyurulmuştu. Burada da şöyle denilmiş oluyor: «ey suâlcı! sen onun vaktını bilemezsin, fakat o olacak, Allah, ona kadirdir. Nasıl ki, o Arzı ölmüşken ihya ediyor yağmuru indiriyor. İKİNCİSİ, ibtidai halktır. (.......) buyurulduğu gibi burada da (.......) buyuruyor. Ya'ni sen onu bilmezsen de o olacaktır, Allah ona kadirdir. Erhamdakini bilip yarattığı gibi ruhamdan yaratmasını da bilir. İlh... (.......) Camius'sagîrde (.......) diye vârid olan Büreyde hadîsinde Menavi kebîr şerhinde der ki, «ya'ni bu beş şeyi Allahdan başkası hem küllî hem cüz'î olarak ihata ve şümul vechi üzere bilmez. Şu halde Allahü teâlânın ba'zı havassını hatta bu beşten ba'zı mugayyebata muttali' kılmasına münafi olmaz. Çünkü o mahdud cüz'iyyâttır. Mu'tezilenin bunu inkâr etmesi de mükâberedir (.......) Bir de Buharîde Enes İbn-i Malik radıyallahü anhten rivayet olunduğu üzere Hazret-i Peygamber sallallahü aleyhi vesellem buyurmuştur ki, «Allahü teâlâ rahime bir Melek müvekkel kılmıştır. Yarab, nufte, ya rab aleka, ya rab mudga der, Allahü teâlâ da halkını kaza etmek irade buyurduğu vakıt erkek mi dişi mi? Şakıy mi saîd mi? Rızkı ne, eceli ne? söyler, anası karnında bunlar yazılır. O vakıt onu o Melek ve Allahü teâlânın mahlûkatından dilediği kimseler de bilir (.......) Demek ki, ba'zılarının bu suretle bile bilmesi zikrolunan ıhtisasa münafi değildir. Çünkü Allah’a mahsus olan ılim, gaybde iken her birinin ahvaline alettafsıl ılmi tam ve kâmildir. Melekin ve ba'zı havassın muttali' olabileceği ılm ise az çok delili tehakkuk etmiş bir vechile nakıs bir ılimdir. Kezâlik bulut, rüzgâr, barometre gibi ba'zı emarelerden yağmura, cenînin ba'zı evza' ve harekâtından erkek veya dişi olduğuna intikal etmek tarzında vakı' olan zannî istidlâller de buna münafi değildir. Çünkü zann, ılim değildir. Ilim şübhesiz olandır. Âyetteki ıhtisasın vechine gelince: Âlûsî nin beyanına göre bunun menatı, ismi celilin takdimiyle haberlerin cümle halinde takviyei huküm tarzında vakı' olmasında gözetilmiştir. Fakat birinci cümlenin haberinde (.......) zarfının takdimiyle kasır zâhir ise de diğerlerinde fahvayi kelâm ile az çok işaret halindedir ki, ma'nâ şu oluyor: o saat ne zaman denilirse (.......) her halde Allah, saate ılim ancak onun yanındadır. (.......) ve yağmuru o indirir - o halde ne zaman, nereye, ne mikdar ve ne suretle yağdıracağını da tamamile o bilir. O halde ba'sin ne zaman olacağını da ancak o bilir. (.......) bütün rahimlerdekini de o bilir - Erkek mi dişi mi? beyaz mı kırmızı mı? Tam mı nakıs mı? Her birinin hususıyyetleri nedir? bütün rahimlerdekinin tafsılâtını o bilir. Binaenaleyh kabirlerdekinin de tafsılâtını o bilir. O yaradan ba's eder (.......) ve hiç bir nefis yarın ne kazanacağını kesdiremez - ya'ni ileride başına ne geleceğini? Eline ne geçeceğini, hayırmı şermi kesbedeceğini dirayetiyle bilemez (.......) yine hiç bir nefis - gerek iyi gerek kötü olursa olsun (.......) hangi Arzda öleceğini kesdiremez - küçük kıyameti bilemez, büyük kıyameti nerede bilecek? Fakat Allah’a gelince (.......) şübhe yok ki, Allah alîmdir, habîrdir - olmuşu olacağı, şâhidi gaibi, zâhiri bâtını hepsini bilir, hepsinden haberdardır. Son iki fıkrada ılim yerine dirayet ta'bir edilmiş olduğu ve Allahü teâlânın ılmine dirayet ıtlakı câiz olmadığı için burada Allah’ın ılmi ayrıca tasrih olunarak ıhtısası böyle nefy-ü isbat ile ifade edilmiştir (.......) Sûre-i Lokman ile vârid olan irşad ve da'vetin ıhtar ve tezkiri bir secde sûresi ile ta'kıb olunması ne güzeldir. |
﴾ 34 ﴿