19Allah kullarına lûtufkârdır, her dilediğini bir suretle merzuk kılar ve o öyle kaviy öyle azîz (.......) Allah ıbadına lâtîftir - ubudiyyetini bilen, vazifesini doğru yapan kullarına (âbidlerine) çok lûtufkârdır. Onları envaı lûtfundan öyle şadkâm eder ki, akıllar onun ihatasından âcizdir. (.......) her dilediğini bir suretle merzuk kılar - ıbadından her birini hikmeti baliğayi tezammun eden meşiyyetine göre bir nevi' lûtf ile mümtaz kılar (.......) ve o öyle kavî öyle azîzdir-ki, her şeye ve herkese karşı dilediği gibi iradesini infaza ve va'dini incaza kâdir ve hiç bir sebeb ve suretle mağlûb edilmez her vechile galibdir. Onun için dînini doğru tutan kullarını o korkunç saat geldiği zaman zelîl etmez, kuvvet ve ızzetiyle türlü eltafından nasîbedar edecektir. Bu lûtfun saatten sonra zikri ibtidaî değil, müterettib bir va'dolduğunu iş'ar eder. Burada ıbadın izafeti ya şeref için olarak (.......) buyurulan mü'minleri gösterir ve yâhud âbidin cemıdir. Bu suretle hem bu va'din îman ve ubudiyyete terettübünü iymâ eyler, hem de esas ı'tibariyle bu terettübün zarurî olmayıp lûtuf ve meşiyyeti ilâhiyye eseri olduğunu anlatır. Ilmi dînin mevzuu iradî fiıller olduğuna tenbih ve bu lûtuf ve va'dın niyyet ve iradeye terettübünü tavzıh için buyuruluyor ki, (.......) |
﴾ 19 ﴿