49

Ve hakıkat Şi'ranın rabbı o

Ve hakikat bu ki, odur Şi'ranın rabbı -

Şİ'RA, esasen zikrâ vezninde şuur ma'nâsına masdar olup Semânın kadri evvel kevakibinden en parlak iki yıldıza isim olmuştur. Kadri evvel kevkeblerinden Şi'râ namıyle iki yıldız vardır, birine Şi'rayı yemânî veya Abûr, birine de Şi'rayı şamî veya gumeysâ denilir. Şi'rayi yemanî burcların en güzeli olan Cevzade (.......) denilen suretin arkasında tâbiı addedilerek (.......) dahi denilen kelbi ekber de, Şi'rayi şamî de kelbi asgardadır. Şi'rayi yemânî Semânın en parlak yıldızıdır, burada (.......) bununla tefsir olunmuştur. Zira mutlak olarak (.......) denilince ma'hud ve mütebadir olan odur. Çünkü en parlak olmakla ma'lûm olan o olduğu gibi cahiliyyede ona teabbüd de edilmiştir. Süddî demiştir ki, Hımyer ve Huzaa ona taparlardı. Âlûsî nin kaydettiği vechile diğerleri de demiştir ki, onu ilk evvel ma'bud edinen Ebû kebşe olmuştu, Huzaadan veya reisleri olup ismi vahz İbn-i Galib idi. Onun için müşrikler Hazret-i Peygambere «İbn-i ebî kebşe» diyorlar, putlara ıbadet hususunda kavmına muhalefet etmiş olmak ı'tibariyle ona benzetiyorlardı. Ba'zıları onu Peygamberin atası tarafından dedelerinin birisi olduğunu ve kişinin her sıfatı atalarının birinden geldiğine kail olup filân damar filâna çekmiş dediklerini söylemiştir. Peygamberin anası tarafından dedesi Vehb İbn-i Abdi menafın künyesi olduğu da söylenmiş, mürdıası Halîmei Sa'diyyenin zevcinin künyesi olduğu da söylenmiştir. Hasılı Arablarda Şi'raya ta'zîm ve âlemde onun te'sirine ı'tikad edenler bulunduğu ve tulûu zamanında mugayyebata dair sözler söyledikleri cihetle burada bilhassa Şi'raya izafetle rabbüşşi'râ buyurulurak Şi'ranın rabb değil, merbub olduğu gösterilip o ı'tikadları ibtal edilmiş, şi'raya değil, şi'ranın rabbına ıbadet edilmesi lüzumu anlatılmıştır. Bunun üzerine inzar ifâde etmek üzere buyuruluyor ki,

49 ﴿