27Bakı o Rabbının yüzü o zülcelâli vel'ikram. W********Rabbının yüzü ise bakı kalır (.......) o celâl ve ikram sahibi (.......) de vecih (.......) de olduğu gibi zati rab ma'nasına olduğu anlaşılıyor. Çünkü zülcelâli vel'ikram sıfatı «zü» diye merfu' olarak «veche» sıfat yapılmıştır. Eğer öyle olmasa idi Sûrenin nihayetinde geleceği vechile zilcelâli vel'ikram diye cerr ile rabba sıfat yapılmak ıktıza ederdi. Bununla beraber başka ma'nalar da verilmiştir. Ezcümle Kâdî Beyzavî, zat ile tefsir ettikten sonra şöyle demiştir: Mevcudatın cihetlerini istıkra ve vecihlerini tefahhus etmiş olsan hepsini haddi zatinde fanî bulursun ancak vechullah, ya'ni Allah yüzü müstesna ki, (.......) onun cihetine yönelen yüz, yâhud cihetine onun sahib olduğu yüz demektir. (.......) Hâşiyesinde Şihab bunu şöyle izah etmiştir: Bu diğer bir tefsirdir. Bunda vecih zatten mecaz, cariha ma'nasına değil, belki kasd ve teveccüh olunacak cihet ma'nasınadır. Üstadımız Makdisî kaddesallahü ruhahü dedi ki, Haddi zatinde adem olanda asıl, kendi zatı ı'tibariyle olduğu hal üzere kalması, adem olmasıdır. Ancak hakkın sahib olduğu cihet ya'ni fazliyle tevelli buyurup ındi sübhanîsinden o şey'e ifaza buyurduğu cihet müstesnadır. Şu halde ma'na şudur: Hakkın masivası mümkinat fanîdir. Ya'ni haddi zatinde kabili fenadır. Hakkın ona nazarı ve hıl'ati vücudu ifazası olmasa idi onun için vücud şerefi hâsıl olmazdı. Olduğu hal üzere mefkud kalırdı. Demek ki, hakkın ona nazarından sonra o mümkin, haddi zatinde ve kendine nazar ile kendisi için sâbit olan fena üzere kalmamıştır. Şu halde bazı tefsirlerde olduğu gibi vech ile ameli salih murad olunmak da mümkin olur (.......) kavlinin ma'nası da şudur: Onunla Allah’a tekarrüb olunur ve teveccüh olunmasını bize emreylediği cihet kasdedilir, o hayyizi ademde iken abd, onu emre imtisalen işleyince Allah ona mükâfatını verinciye kadar onu onun için ibka eder. Diyebilirsin ki, O kabul ile gayri kabili fena oldu, çünkü ceza onun mekamına kaim olmuştur, o ise bâkîdir. Meşayıhımızdan ba'zısı da şöyle dedi: O ademi fena ile mevsuf olan vecih, Allahü teâlânın mevcudata kayyumiyyetidir. Ve o Hak teâlânın zatında gayri kabili fena bir sıfatıdır. Biz ona Allahü teâlânın haber verdiği vechile iman ederiz. Selef mezhebince giderek vecih, yed gibi sıfatları isbat eder ve keyfiyyeti, yahud te'vili ile iştigal etmeyiz dediğimiz takdirde de bu sıfat, haddi zatinde gayri kabili fenadır diye tavsıf sahihtir. Ba'zı ârifler demişlerdir ki, muhakkıkler Allahü teâlânın gayrisine şehadetten iba ettiler. Çünkü o, onları şuhudi kayyumiyyet ve ihatai deymumiyyet ile tehakkuk ettirdi. İbn-i Ata demiştir ki, kevn, hep zulmettir. Onu ancak Hak teâlânın onda zuhuru nurlandırmaktadır. Binaenaleyh her kim kevni görür de onda veya onun indinde veya ondan evvel veya ondan sonra ona şahadet etmezse o envardan mahrum kalmış, kendisinden ma'rifet güneşleri, sehabı âsar ile ihticab etmiştir. Hasılı, Allah yüzü eşyanın veya insanların Allah’a bakan yüzü, ya'ni kendi zatlarına nazaran değil de Allahü teâlânın rübubiyyetinden, feyzi tecellisinden istifadeleri haysiyyetiyle ona nisbet ve izafetleri, ılimdeki a'yanı sabiteleri ile mukadderatı atiyeleri manzarası gibi bir ma'na ile de mülâhaza olunabilir ise de burada vechin zülcelâli vel'ikram sıfatiyle vasıflanması bütün bu mülâhazaların hepsine mani'dir. Bununla ancak Allahü teâlânın zati kibriyası vasıflanabilir. O halde (.......) zatü rabbik demek olunca (.......) denilmekle iktifa olunmayıp da zattan vech ile ta'bir olunmasının nüktesi ne olabilir? Diye bir suâl hatıra gelir. Bunun nüktesi zatın yalnız batında ve mücerred zat olarak değil, sıfat ve rübubiyyetinin zuhur ve tecellisi i'tibariyle dahi bekasına tenbih olmak gerektir. Bunu kayyumiyyet sıfatiyle ifade edenler de bu nükteyi anlatmak istemişlerdir. Bilhassa şu iki sıfat ile tavsıf de bunu te'yid eyler. Ya'ni rabbının bâkı kalacak olan vechi şu iki sıfatla muttasıftır. (.......) ki, hem celâl sahibi hem ikram - karşısında hiç bir şey kendi kendine tutunamıyacak, azamet ve celâli ile her şey'i kahr-ü ifna edebilecek derecede büyüklük ve istiğnayi mutlak sahibi, hem de ma'dum ve fanîlere vücud vererek kerem-ü ınayetine mazher edecek fazlı tam sahibidir. Bu celâl ve ikram, gelecek âyetlerle tavzıh ve tafsıl olunacaktır. Râgıb der ki, işbu zülcelâli velikram sıfatı Allahü teâlâya mahsus olan ve anın gayrisinde kullanılmıyan sıfatlardandır. Ve binaenaleyh Allahü teâlânın ehassı evsafındandır. Tirmizînin Enesten, İmam Ahmedin Rebia İbn-i Âmirden merfuan rivayet ettikleri şu Hadîs-i şerif de buna şehadet eder: (.......) a devam ve sebat edin, duâlarınızda çok söyleyin» demektir. Yine Tirmizi, Ebû Davud, ve Nesâî Enesten rivayet etmişlerdir ki, müşarünileyh Resuli Ekrem Sallallâhü aleyhi vesellem Hazretlerinin maıyyetinde bulunuyordu, bir adam da namaz kılıyordu. Sonra duâ etti de şöyle dedi: (.......) bunun üzerine Resülullah sallâllahü aleyhi ve sellem eshabına buyurdu ki, biliyor musunuz ne ile duâ etti? Allah ve Resulü a'lem dediler, buyurdu ki, nefsim yedi kudretinde olan zati ecelle kasem ederim ki, Allah’a en büyük ismiyle dua etti, o ismi azam ki, onunla çağırıldığı vakit icabet buyurur ve onunla istenildiği vakit verir. |
﴾ 27 ﴿