76Dokunmamıştır onlara onlardan evvel İns-ü Cann Dayanmışlar - ıhtisas üzere mansubdur. Yâhud fahvayı kelâm ile (.......) zamirinden hal olarak tams edenler dayanmış oldukları halde demektir. Şayanı dikkattir ki, evvelkilerde (.......) hali (.......) diye nisvanın zikrinden evvel söylenmişti, burada ise (.......) dan sonra söyleniyor. Bunun hikmetinde Razî der ki, ehli Cennet için yorulmak ve çabalamak yoktur, onlar daima mütene'ımdirler. Lâkin Dünyada insanlar kısım kısımdır, kimisi ehli ile müste'fîz bir surette ictima' eder. Hacetini tatmin ettikten sonra da yıkanmak veya kisbi ile iştigal etmek için gider. Kimi de kesb için koşar çalışır. İstihsalden sonra ehline döner. Fakat ilk önce istirahat edip yorgunluğunu dinlendirmek ister. İşte Allahü teâlâ ehli Cennetin gerek ictima'dan evvel ve gerek ictima'dan sonra daima sükûn ve istirahat üzere olup her iki halde de yorgunluktan âzade bulunduklarını beyan için birinde ittikâyı takdim birinde de te'hır buyurmuştur. (.......) yeşil refref - REFREF ismi cins yâhud refrefenin ismi cem'i olmak ı'tibarile ahdarın veya hadranın cem'i olan hudr ile sıfatlanmıştır. Aslı raf gibi yükseklik ifade eden reften müştaktır. Bu münasebetle muhtelif itlakatı vardır. Perde ve döşeme yapılan yeşil kumaşa, ince ve nazik ipek kumaşlara, ve döşeklerin, tahtların, karyolaların, yaygıların, perdelerin, sarkan eteklerine ve yere gelen saçaklarına ve salkım söğüt gibi dalları aşağı sarkan lâtîf ve nazik ağaca ve çadırların eteklerine ve mergizar ve çemenzare ve Kamus tercemesinde tafsıl olunduğu üzere daha ba'zı şeylere ıtlak olunur. Âlûsî şunları kaydetmiştir: Hazret-i Ali, İbn-i Abbas ve dahhâkten: fuzuli mehâbis, ya'ni yatakların üzerine serilen çarşaf. Cevherî: mehâbis, yapılan ince kumaş. Hasenden bisatlar, ya'ni minder, yaygı ve döşemeler, Asımı cahderîden: yastık gibi dayanılan vesaid. Cübbaîden: yüksek döşekler, diğer ba'zılarından: tahtlardan sarkan behâlı örtüler Râgıbın beyanına göre: bağçelere benziyen bir nevi mensucat. İbn-i cerir ve diğer bir cemaatin Sa’îd İbn-i cübeyrden rivayetine göre: refref Cennet bağçeleri ki, Abd İbn-i humeyd İbn-i Abbastan da böyle rivayet etmiştir. İlh... (.......) ve güzel abkarîler ve canfesler üzerinde - ABKARÎ, esasen abkare mensub demektir. Ebüssüud ve sair tefsirlerin beyanına göre ABKAR, Arabın zu'münce bir Cin beldesinin ismidirki Arablar acib gördükleri her şey'i ona nisbetle tavsıf ederek abkarî derler. Mu'cemülbüldanda şu tafsıl mezkûrdur: Abkar, dolu, ya'ni buluttan inen donmuş sudur, ve demişlerdir ki, cinnin sakin olduğu bir arzdır. Meselde (.......) sanki abkar cinni gibi» denilir. Merrarı adevî şöyle demiştir: A'şa da şöyle demiş: İmriülkays: Küseyyir: İzahında demişlerdir ki, abkar arzı Yemendendir. Bu delâlet ederki o meskun bir mevzı' ve sarrafları olmakla meşhur bir beldedir sarrafları olunca diğer insanları da olmak gerektir. Galiba bu harab olmuş kadim bir belde imiş, nakışlı kumaşlar buna nisbet olunurmuş, sonra tanınamaz olunca onu cinne nisbet eylemişlerdir. (.......) Nessabun demişlerdir ki, enmar İbn-i Erraş İbn-i Amr İbn-i gavs İbn-i Nebt İbn-i Malik İbn-i Zeyd İbn-i Kehlân İbn-i Seba' İbn-i Yeşcub İbn-i Ya'rub İbn-i Kahtan, Hind binti Malik İbn-i Gafık İbn-i Şahid İbn-i Akki tezevvüc etmişti, ondan Eftel denilen Haş'ami doğurdu, sonra Hindin vefatı üzerine Büceyle binti Sa'b İbn-i Sa'dil'aşîreyi tezevvüc etti o da Sa'di doğurdu, ona abkar lakabı verildi, büceyle onu ceddi sa'dül'aşîrenin ismiyle tesmiye etmişti. Abkar lakbiyle de telkıb edildi. Zira Cezirede bir mevzı'de abkar denilen bir cebel üzerinde doğmuştu ki, orada veşiy, ya'ni alaca kumaş yapılırdı. Bir de Abkar Yemame nevahisinde dahi bir mevzı'dir. Abkarı Cinn arzına nisbet edenler Züheyrin şu kavliyle istidlâl etmişlerdir: Ba'zıları da demiştir ki, Abkarînin aslı, vasfına hırs ile rağbet olunan her şeye sıfattır. Bunun da esası çünkü Abkarda döşeme ve saire nakışları yapılırdı. Onun için her eyi şey Abkara nisbet edildi. Ferra', abkarî tanafisi sihan, ya'ni kalın canfeslerdir, müfredi abkariyyedir dedi. Mücahid: abkarî, dibac, ya'ni ipek kumaş dedi. Katade zerabî, ya'ni halı kilim dedi, Sa’îd İbn-i cübeyrde zerabinin antikasıdır dedi. Bunlar onu bir isim yaptılar, bir mevzie nisbet etmediler. Allâhu âlem. Şimdi bütün bu tafsılâttan sonra «mudhammetan» karînesiyle şöyle hulâsa edebilirizki refref o yağız yeşil Cennetlerin çemenzarı, abkarîler de ehli Cennetin şimdiki halde sirrini izah mümkin olmıyan güzel kisveleri olmak gerektir. |
﴾ 76 ﴿