19

Hem Allah’a ve Resulüne îman edenler hep onlar aynî sıddîkler ve şehidlerdir, Rablarının ındinde onlara onların ecirleri ve nurları vardır, âyetlerimizi tekzib edenlere gelince işte onlar hep Eshabi cahîmdir.

hem Allah’a ve Resulüne îman edenler - ki, iymanlarının keyfiyyeti surei (.......) nin hâtimesinde beyan olunmuştu (.......) onlar hep sıddîkler ve şehîdlerdir.- SIDDÎKLER; Allah’ı ve Resulünü tasdık ve tasdıkına sadakatta en ileri gidenler. ŞEHİDLER: Allah yolunda can veren mücahidlerki Cennetlik olduklarına şehadet edilmiş meşhudlar.

Yâhud hakikatte ölmüş olmayıp hayatta bulunduklarına şehadet edilmiş olmakla henüz hazır demek olan şahidlerdir. (.......) rablarının ındinde - Allah yanında, ya'ni hakikî Mü'minler, Allah’ın huküm-ü ılminde sıddîkler ve şehidler hukmünde ve tıbkı onlar gibidirler. Çünkü Allah’a ve Resulüne hakikaten îman etmiş olanlar onlar gibi Allah’ın ve Peygamberlerinin bütün haberlerini tasdık ve iymanına sadakat eder ve Allah için onların fiıllerine sıdk ile şehadet ve muavenet eylerler. Onun için (.......) onlara - öyle sıdk-u şehadet ile îman edenlere (.......) onların ya'ni sıddîklerin ve şehidlerin ecirleri ve nurları vardır. - Onlar da onlara mev'ud olan ecr-ü nura nail olurlar. Müfessirlerin beyanına göre şu fark ile ki, bunlarınki onlarınki gibi katlanamaz. Bu suretle seçilirler. Aralarında mahiyyet farkı bulunmaz, lâkin keyfiyyet ve derece farkı bulunur. Ba'zı müfessirler de bu âyeti başka türlü rabt etmişler ve demişlerdir ki, (.......) nin haber (.......) i da tamam olmuştur, burada vakfetmelidir. (.......) e ma'tuf değil, mübtedadır. Haberi (.......) dür. Ve bu üç zamirin üçü de şühedaya racı'dir. Buna göre mâna şu olur: «Allah’a ve Resulüne îman edenler, onlar hep sıddîklerdir. Rablarının ındinde şehidler ise onların kendilerine mahsus ecirleri ve nurları vardır,» Bu surette şühedadan murad (.......) âyetinde olduğu gibi Peygamberler olmak da melhuzdur. (.......) âyetlerimize yalan deyip küfredenler ise onlar hep eshabı Cahîmdir. - Cehennemde muhalleddirler. Kâdî Beyzavî derki bundan nârda hulûdun kâfirlere mahsus olduğu anlaşılır. Zira terkib ıhtısasa delâlet ettiği gibi suhbet de orfen mülâzemete delâlet eyler.

Mü'min ve kâfir iki kısmın âhıretdeki hallerini bu suretle beyandan sonra Dünyanın, yâni âhıret saadetini istihsâl için sarf olunmıyan fanî hayatın ehemmiyyetsizliğini tasvir ile Âhıret kazancına teşvık için Buyuruluyor ki, (.......)

19 ﴿