26

Hem celâlim hakkı için Nûh’u ve İbrahimi gönderdik, zürriyyetlerinde de nübüvvet ve kitabı atâ kıdık öyle iken içlerinden ba'zısı hidayeti kabul etmiş, çokları ise yoldan çıkmış fâsıklardır.

Kavlini bir nevi' tafsîldir. Vav, istinafiyye lâm, kasem müvattıesi, kad tahkık içindir (.......) demek gibidir. Bu kuvvetli te'kidler «vav» ın delâlet ettiği mukadder bir suâlin cevabı ve Resuli ekremin kitabdan maada bir de kuvvet ve seyf ile mücahedeye me'mur olarak irsali esbabının izahı olan bu beyanı takviye ve ehemmiyyetini iş'ar içindir. Mukadder suâl, kelâmin gelişinden anlaşıldığına göre şöyledir: Açık mu'cizelerle Resuller gönderildikten ve beraberlerinde kitab ve miyzan indirildikten sonra insanların adaletle doğrulmaları için bunlar kâfi olmalı değil midi? O halde bir de demirin şiddetli be'si ile menafiının istihsali için mücahede emri ve onunla inzar edici yeni bir Resul irsalinin hikmeti nedir? İşte hem bu gibi hatıralara cevab hem de Sûrenin âhırini evveline uygun bir hâtime ile bağlamağa temhid olmak üzere buyuruluyor ki, namı celâlime yemîn ile söylerim hakıkaten biz Nûh’u ve İbrahimi gönderdik (.......) zürriyyetlerinde de nübüvvet ve kitabı ata kıldık - ya'ni kendilerine risalet verdikten başka zürriyyetleri içinde de Peygamberler yaptık ve onlara kitablar vahiy eyledik. İbn-i Abbastan burada kitab, kalem ile yazı ma'nasına olduğuna dair bir rivayet vardır. Buna göre demek olurki daha evvel vahiy olunan kitablar yalnız ezberlerde tutulabilenlerden ibaret iken sonradan yazının icadiyle yazılmağa da başlanmıştır. Netekim Tevrat yazının icadından sonra nâzil olan kitablardandır. (.......) öyle iken içlerinden hidayeti kabul eden doğru yolu tutan var (.......) onunla beraber çokları fâsıktırlar. - Doğru yola yanaşmamış yâhud doğru yoldan çıkmış, fıskı, âdet edinmişlerdir. Demek ki, yalnız kitab emri insanların insaf ve hakkaniyyetle tutunmaları için kâfi değildir. Bunun halâ da böyle olduğunu isbat için de Buyuruluyor ki,

26 ﴿