27

Sonra onların izleri üzerinde Resullerimizle ta'kıyb ettik, bir de Meryemin oğlu Isa ile ta'kıyb ettik ve ona İncili verdik ve ona tabi' olanların kalblerinde bir rıkkat bir merhamet yarattık, bir de rehbaniyyet ki, onu onlar ibda' ettiler, biz onu üzerlerine yazmamıştık, ancak Allah rızasını aramak için yaptılar, sonra da ona hakkıyle riayet etmediler, biz de içlerinden îman etmiş olanlara ecirlerini verdik, çokları ise yoldan çıkmış fâsıklardır.

Sonra onların izleri üzerinde resullerimizle ta'kıbettik - TAKFİYE, aslı ense demek olan kafa kelimesinden me'huz olup bir kimseyi diğerinin ensesinden ve ardı sıra yollamak, ona kafadar etmek demektir.

Ya'ni bir zaman fasıladan sonra o evvel gönderilen Resullerin Peygamberlerin izlerince arkalarından kafadarları olmak üzere ardı ardına bir çok Peygamberler gönderdik ki, Müsadan sonraki Benî İsrâil Peygamberleri hep bunlar içinde dahildirler. (.......) bir de İsa İbn-i Meryem ile ta'kıb etdik -

Ya'ni o ardı ardına irsal nihayet İsa aleyhisselâma kadar geldi, bir de onunla te'kid olundu (.......) ve ona İncili verdik - Alusî derki ona verilen İncil elyevm Nesâranın ellerinde bulunan ve onun miylâdı kıssasıyle salbi kıssai müfterasını hâvi olan İnciller değildir. (.......)

Bugün Hıristiyanların ellerinde resmî olarak Metta İncili, Merkuş İncili, Lûka İncili, Yuhanna İncili namiyle dört İncil vardır ki, isimlerinden ve mündericatlarından da anlaşıldığı üzere hepsi sonradan yazılmıştır. Bunlar Hazret-i Isanın bir tercemei hali olarak yazılmış muhtelif eserlerdir. Tarihlerin beyanına göre Kostantin zamanında ilk teşekkül eden sinodda daha bir çok İnciller içinden seçilmiştir. Netekim Arabcaya terceme edilmiş olan «Barnaba İncili» namındaki gayri resmî İncil ile öbürlerinin arasında çok büyük fark vardır. Dört İncilde Hazret-i Isanın mev'ızaları olmak üzere yazılmış olan vaızlar içinde hakıkî İncil âyetlerinin mazmunu olması melhuz bulunan güzel kelâmlar de yok değil ise de bir çoklarının tahrife uğramış olduğu birbirleriyle mukayesesinden anlaşılacak kadar barizdir. En barizi de tevhid ruhunu değiştirmiş, teslise tebdil eylemiş olan noktalardır. Maamafih îmana tergib ile ahlâkî ve edebî incelikleri ihtiva eden noktaları da vardır (.......) ve ona, ya'ni Isaya ittiba' edenlerin kalblerinde bir şefekat ve merhamet yarattık - aralarında sevişecek ve birbirlerine acıyıp yardımlaşacak bir kalb inceliğine muvaffak kıldık. Sûre-i Fetihde Resulullahın ashabı hakkında (.......) Buyurulduğu gibi merhametli idiler, (.......) bundan başka (.......) bir de rehbaniyyeti - REHBANİYYET, büyük bir korku hissiyle çekilip Dünya lezaizini terkederek zühd-ü rıyazat ile ıbadette mübalega etmektir ki, esasen rehbana maksus fiıl ve halet demektir. Rehban da çok korkmak ma'nasına rehbetten rahibin mübalegası olup çok korkan demektir. Bir de rahibin cem'i ranın zammiyle rühban geldiğinden cem'a nisbet edilerek zamm ile rühbaniyyet dahi denildiğini Ebüssü'ud kaydeder. Rühbanlık, rahibler hasleti demek olur. (.......) ki, onu onlar ibtida' ettiler - bid'at olarak ilkin kendileri ihdas ve iltizam etmek istediler.

Ya'ni (.......) biz onu üzerlerine yazmamıştık - re'sen farz kılmamış, onunla mükellef tutmamıştık (.......) ancak Ellahın rızasını aramak için iltizam ettiler. - Çünkü Ashabı Kefh kıssasında geçtiği üzere Hazret-i Isanın ref'ınden sonra mü'minler Cebabire tarafından tazyıka uğramış, kaç def'alar katliâmlara ma'ruz kalarak kırılmışlar, pek az kalmışlardı. Onun için fitneye düşmekten korkarak dinlerini muhafaza etmek ve kendilerini ıhlâs ile ıbadete vermek üzere rehbaniyyeti ıhtiyar edip dağ başlarına gizli yerlere çekildiler. Taberînin Abdullah İbn-i Mes'ud radıyallahü anhten tahric ettiğine göre Resulullah sallâllahü aleyhi ve sellem buyurmuştur ki, Bizden evvelkiler yetmiş bir fırkaya ayrıldılar, içlerinden üçü necat buldu. Sairleri helâk oldu, üç fırkadan birisi mülûk ile karşılaştı, Allah’ın dini ve Isa İbn-i Meryem «salevatullahi aleyh» in dini üzerine onlarla çarpıştılar, mülûk onları katlettiler, bir fırkanın da mülûk ile çarpışmıya takatları yoktu, onların kavımları arasında ikamet edip Allah’ın dinine ve Isa İbn-i Meryem «Salevatullahi aleyh» in dinine da'vet ediyorlardı, mülûk bunları da katlettiler ve bıçkılarla biçtiler, diğer bir fırkanın ise ne mülûk ile çarpışmıya ne de onların kavımları arasında ikamete takatleri yoktu, bunlar da çöllere ve dağlara çekilerek oralarda terehhüb ettiler. (.......) Hazret-i Yahya ile Hazret-i Isanın tecerrüd hayatlarında buna az çok bir nümune yok değil ise de o kendilerine farz kılınmış değil idi. Ancak gayri meşru' bir hal karışmamak şartıyle Allah rızası için nezr-ü iltizam olunduğu takdirde iyfası vücub kesbedecek ıhtiyarî bir nafile idi. Onlar Allah’ın rıdvanını aramak için onu ıhtiyar ve iltizam ettiler (.......) sonra da ona hakkıyle riayet etmediler - riayet edenler bulundu ise de hepsi etmediler. Çokları (.......) mazmununa masadak oldular. O rahmet ve re'fet ile tevhidi bırakıp rühbanlık behanesiyle hazîne toplamıya ve teslise sapmıya ve ahlâksızlık yapmağa kalkıştılar (.......) biz de içlerinden îman edenlere ecirlerini verdik (.......) çokları ise fâsıktirler. - Hakkıyle riayet şöyle dursun îman hududundan çıkıp fısk içinde puyan olarak nâsın adalet ve insaf ile kıyamına mani' olmaktadırlar. İşte hal bu merkezde iken Allahü teâlâ İbrahim zürriyyetinden Resulü Muhammed Mustafayı yeni bir kitab ve şeri'at ve seyf-ü kuvvet ile mücahedeye me'mur ederek irsal buyurdu.

27 ﴿