10Ey o bütün îman edenler! Size mü'mine kadınlar muhacir olarak geldikleri zaman kendilerini imtihan edin, iymanlarını Allah bilir, imtihan üzerine onları mü'mine bilirseniz artık kendilerini kâfirlere geri çevirmeyin, mü'mineler hâfirlere halâl değil, kâfirler de mü'minelere halâl olmazlar: Maamafih sarfettikleri mehri o kâfirlere verin, sizin o mü'mineleri nikâh etmenizide de, kendilerine mehirlerini verdiğiniz takdirde, üzerinize bir günah yoktur, kâfirlerin ise ısmetlerine yapışmayın ve sarfettiğinizi isteyin, kâfirler de sarfettiklerini istesinler, bunlar, size Allah’ın hukmüdür, aranızda hukmediyor ve Allah alîmdir hakîmdir Razî tefsirinde derki: bu âyetlerin münasebeti noktai nazarından nazmında güzel bir vechi ma'kul vardır: zira muanid üç halden halî değildir. Ya ınadında devam eder, yâhud ınadını terketmesi me'mul olur. Yâhud da ınadı terkedip teslimiyyet gösterir. İşte Allahü teâlâ bütün bu âyetlerde bu halleri beyan ile onlara her halette halin muktezasına göre muamele edilmesini müslimanlara emretmektedir. (.......) kavli birinci hale işarettir. Sonra (.......) kavli ikinci halete işarettir. Sonra bu (.......) kavli de üçüncü halete işarettir. Ve bütün bunlarda mekârimi ahlâka sevk ve teşvık eden lâtîf tenbihat vardır. Çünkü Allahü teâlâ bu üç halin üçünün mukabelesinde de mü'minlere en güzel olan karşılıkla ve en lâyık olan kelâm ile emreylemiştir. (.......) Ey o bütün îman edenler! (.......) Mü'mine kadınlar size muhacir olarak geldikleri zaman - burada mü'minat ta'biri, iymanın muktezası olan kelimei şehadeti zâhiren söylemiş ve ona münafî bir hal göstermemiş olmaları, yâhûd imtihan ile iymanlarını isbat mevkıinde bulunmaları ı'tibariyle zâhirîdir. Yoksa imtihana tabi' tutulmalarının ma'nası olmazdı. Ya'ni dari küfürden dari islâma hicret ederek mü'miniz diye size geldikleri zaman (.......) onları imtihan edin - kalblerinin de dillerine uygun olduğuna zannınızı galebe ettirecek vechile sınayın. İbn-i Cerîr ve daha ba'zılarının İbn-i Abbas Hazretlerinden rivayetlerine göre Resulullah bu kadınları (.......) kelimei şehadeti üzere imtihan eder ve şöyle yemîn verirdi: Bir zevc buğzundan dolayı çıkmadığına billâhi mi? Bir arzdan bir arza rağbetten dolayı çıkmadığına billahi mi? Ve Allah’a ve Resulüne mahabbetten başka bir maksad için çıkmadığına billâhi mi? Buharî ve sairede rivayet edildiği üzere Hazret-i Aişe radıyallahü anha da demiştir ki, Resulullah mü'mineleri ancak (.......) âyeti ile imtihan ederdi. Bu imtihanın sebebi, zira (.......) iymanlarına Allah a'lemdir. - Hakıkaten mü'min olup olmadıklarını tamamiyle Allah bilir. Çünkü iymanın asıl rüknü kalbdeki tasdıktir. Kalblerdeki esrara ise ancak Allah muttali' olur. Siz ancak zâhiren bir imtihan ile denemek suretiyle zâhirî bir ılim edinebilirsiniz onun, için iymanın hukmünü zayi' etmemek üzere deneyin. Sûre-i Nisada geçen (.......) kavli muktezasınca selâm verene, mü'minim diyene, mü'min değilsin diyerek kâfir muamelesi yapmak doğru olmazsa da muahid bile olsa dari harbden yeni hicret ederek gelenlerin mücerred mü'minim demeleriyle bir tahkık ve tecribe yapmaksızın derhal hür mü'minlerin her türlü hukuk ve muamelesine mazher kılınıvermelerinde de mü'minlere bir zarar getirmesi melhuz olan bir ihtiyatsızlık vardır. Evvelâ bir casusluk, saniyen bir ahid şikenlik, sâlisen diğer bir nifak ve ahlâksızlık gibi fesadlar melhuz olur. Hasılı dari islâmda beraeti zimmet asıl ise de dari harbden îman iddiasiyle geliş bir beraeti hâdise da'vası demek olduğu ve iymanın asıl rüknü olan tasdık ise umuri hafiyyeden bulunduğu cihetle zâhirde gayrın hukuku noktai nazarından dahi mu'teber olacak surette her vechile hukmü sabit olabilmek için alâmeti zâhire olan ıkrarın ona delâletini takviye edecek bir müeyyide lâzımdır ki, o da ancak zikrolunduğu üzere bir imtihan ile tecribe olunabilir. Onun için hicretlerinin başka bir maksadla değil, halıs îman ile husni niyyete mebniy olduğu bir dereceye kadar olsun bilinmek üzere denenmeleri ıktiza eder. Netekim Sûre-i Hucüratta geçen (.......) âyetinde de bu ma'naya bir işaret vardı. Maamafih burada bu âyet, mutlak değil kadınlar hakkında ayrıca bir sıyanet ve ı'tinayı ifade eder bir hususiyyetle varid olmuştur. (.......) eğer imtihan üzerine o kadınların mü'mine olduklarını bilirseniz (.......) karînesiyle müfessirîn demişlerdir ki, burada ılim, zannı galib ma'nasınadır. Muamelâtta zannı galib ile amel vacib olduğuna tenbih için zannı galibe ılim ile ta'bir buyurmuştur. Ya'ni bu babda sizin için ılmi yakîn mümkin olamazsa da mümkin olabilen ba'zı suâl ve cevab ile bir tecribe ve yemîn ve saire gibi karain ve emarattan istidlâl tarikıle zannınızı galebe ettirecek kadar bir ılim ve kanaat hasıl olursa (.......) artık o kadınları kâfirlere iade etmeyiniz -çünkü (.......) onlar anlara, ya'ni mü'mineler kâfirlere halâl değildir. (.......) anlar da onlara, ya'ni kâfirler de mü'minelere halâl olmazlar. - Aradaki hurmeti ifade için bu cümlelerin birisi dahi kâfi olabilir idise de hurmetin yalnız bir taraftan değil, iki taraftan da sübutünü tasrih için tekrar olunmuştur. Yâhud birincisi firkatin husulüne, ikincisi de yeniden nikâhın men'ıne tenbih içindir. Şu halde onları iade etmek lâekal cebren zinaya sevketmek gibi bir cinayet olur. Ve bu sebebledir ki, bu imtihan âyeti bilhassa kadınların bu hurmetini muhafaza içindir. (.......) Bununla beraber etmiş oldukları masrafı o kâfirlere verin - ya'ni o kadınların bırakıp geldikleri kâfir kocalarının onlara sarf etmiş oldukları mehirleri ne ise onu o kâfirlere tazminat olarak verin. Bu emir zâhiren mutlak gibi görünürse de teemmül olununca bunun iadeye tealluk eder bir ahid bulunan muahidler tarafından kaçıp gelmiş oldukları takdire aid olduğu anlaşılır. Çünkü hiç bir ahid bulunmıyan veya fi'len muharib vaz'ıyyetinde bulunan taraftan kaçıp geldikleri takdirde kavaıdi umumiyyeye nazaran böyle bir tazmin için sebeb yoktur. Sebeb-i nüzul hakkında vârid olan ba'zı rivayetler de bunun Hudeybiye musalehası ahkâmına mahsus olduğuna delâlet etmektedir. Zira Hudeybiye musalehasının maddelerinden biri şöyle idi: «Kureyşten velîsinin izni olmıyarak Muhammede geleni ona reddedecek, Muhammedden Kureyşe geleni ona reddetmiyecekler, Muhammedin akd-ü ahdine dahil olmak arzu eden de ona dahil olacak ilh...» Resulullah ahid müddetinde Kureyşten velîsinin izni olmıyarak kaçıp gelen erkekleri mükellef Müsliman bile olsalar velîlerinin mutalebesi halinde iade etmişti. Netekim Kureyşin sulh murahhası olan Süheylin oğlu Ebû Cendeli nasıl reddettiği ve neticesinin ne olduğu yukarılarda geçmişti. Sonra kadınlardan da hicret edip gelenler oldu, halbuki musaleha müzakeresinde erkekler üzerine söz cereyan etmiş, kadınlar hakkında bir şey konuşulmamış, muahedenameye bir sarahat derc edilmemiş idi (.......) lâfzının şumulü ihtimali bulunmakla beraber (.......) denilmemişti. Binaenaleyh mes'ele tefsire müsaid ve şübheyi daî idi. İşte ba'zı rivayata göre bu âyet bunun halli için nâzil olmuş bir imtihan ile iymanına kanaat hasıl olduğu takdirde kadınların iade edilmeyip ancak evli olanların kocalarına mehirlerinin tazmini suretiyle şübhenin izalesi emrolunmuştu. İlk gelen ve sebebi nüzûl olan kadın hakkında da rivayetler muhteliftir. Bir rivayette ibtida Ukbe İbn-i Ebi Muaytın kızı Ümmi Gülsüm gelmiş, arkasından da biraderleri Ammar ile Velîd gelip reddini taleb eylemişler idi. Bu âyetin nüzulüne binaen redd edilmemiş, sonra Zeyd İbn-i Hârise radıyallahü anh Hazretlerine nikâh edilmiş idi. Diğer bir rivayette Sübey'a bintil'harsi idi ki, müşrik olan Sayfiyy İbn-i Rahibin, diğer bir rivayette müsafiri mahzumînin tahti nikâhında idi, Mekkeliler taleb etmişler, fakat kocasının sarfettiği mehri verip Hazret-i Ömer radıyallahü anh tezevvüc etmiş idi. Diğer bir rivayette Ebû Hassan İbn-i Dahdahanın karısı Ümeyme binti Bişr idi, bu da ledettaleb iade olunmamış, Süheyl İbn-i Sayfiyy radıyallahü anh tezevvüc etmiş idi. Bu rivayetler sebebin teaddüdü ile mes'elenin Hudeybiye müsalehasına teallukunu gösterir. Fakat Dahhâkten vârid olan rivayette Resulullah ile müşrikler beyninde şöyle bir ahid vardı: «bizden sana senin dininde olmıyan bir kadın gelirse onu bize reddedeceksin, şayed senin dinine girerse zevci bulunduğu takdirde sarf etmiş olduğu mehri zevcine reddedeceksin.» Buna göre âyet doğrudan doğru bu ahdin hukmüne muvafıktır. Balâda Tirmizîden naklolunduğu üzere Sûrenin hepsi Hatıbın mektubu hâdisesi üzerine nâzil olduğu takdirde de bu tazmin meselesi yine bu ahidlerden birinin ahkâmiyle alâkadar olmak gerektir. (.......) ve o mü'mineleri nikâh etmenizde de kendilerine mehirlerini verdiğiniz takdirde size bir günâh yoktur. - Çünkü îman edip islâma girmiş olmalariyle dari harbdeki kâfir kocalarından iftirak ve hurmet hasıl olmuştur. Maamafih eski kocalarının verdiği mehri tazmin kâfi gelmeyip kendilerinede bedeli bud'u olarak ayrıca mehir lâzım gelir. Mehirlerini kendilerine vermekde de filhal te'diye şart olmayıp verilmek üzere teahhüd edilmek dahi kâfidir. Mehir tesmiye edilmeden nikâh fasid olmaz, mehri misil lâzım gelirse de bu âyetde, nefyi cünâh için vermek şart edildiği cihetle tesmiye edilmemek kerahet olacağı anlaşılır. (.......) kâfirelerin ise ısmetlerine yapışmayın - KEVAFİR; kâferenin cem'i, ISEM; ısmetin cem'idir. ISMET; dokunulacak tutamak demek olup gerdanlık, bilezik, bilek ve hıfz-u sıyanet ma'nalarına geldiği cihetle gerek akid ve gerek sebeb her hangi bir tutamağa ıtlak olunur. Burada murad nikâhlarının butlanıdır. Ya'ni dari harbden hicret etmeyip kâfire olarak kalan veya, ıyazen billah, mürtedd olarak dari harbe iltihak eden kadınlarla aranızda ne bir ısmet ne de bir zevciyyet alâkası olmasın, tutamaklarına tutunmayın, daha türkçesi ellerine yapışmayın, ipleriyle kuyuya inmeyin (.......) hem de sarf ettiğiniz mehri isteyin (.......) o kâfirler de size hicret eden mü'mine kadınlara sarf etmiş oldukları mehri istesinler - ya'ni tekass edin, fazla alacaklı çıkarsanız isteyin, borçlu kalırsanız (.......) emri mucebince verin (.......) bu dinlediğiniz hukümler (.......) Allah’ın hukmüdür. (.......) Aranızda hukmediyor - ma'hud kâfirlerle siz mü'minler arasında huküm veriyor (.......) ve Allah, alîm, hakîmdir. Ilmiyle hikmetinin ıktızasını teşri' buyurur. (.......) ve eğer sizin zevcelerinizden bir şey sizden fevt olur, ya'ni kaçıp dari harbe geçer ve tazmin edilmezse |
﴾ 10 ﴿