48O halde sabret rabbının hukmüne de sahibi hut gibi olma, hani öfkeye boğulmuş da nida etmişti. (.......) o halde rabbının hukmüne sabr et - onları hemen mahv edivermeyip imhal buyurmasına ve seni tükenmez ecre nâil etmek için o büyük ahlâk ile büyük metanet ve tehammül iktiza eden nübüvvet-ü risalet vazîfesinin ifası için meşakkatlere sokmasına sabr et ki, bunlar onun hukmü. O kalemin yazısıdır. Sabır et de ileride vereceği icra hukmüne muntazır ol. Çünkü hakîkatini tecelli ettirecek, keşfi sak eyliyecektir. (.......) Ve Sahibi hut gibi olma - Sahibi hut, Sûre-i Saffatta (.......) buyurulduğu üzere Yunüs aleyhisselâmdır. ELHUT, onun karnında habs olunduğu meşhur olan balıktır ki, ona «ennûn» da denilir. Netekim Sûre-i Enbiyada (.......) âyetinde Yunüs aleyhisselâma Zünnûn denilmişti. ZU dahi me'lûm ki, sahib ma'nâsınadır. Demişlerdir ki, zu sahibden eblâğdır. Zünnûn denildiği zaman Yunüs aleyhisselâmın ona mahkûm kalmayıp sıkıntısından halâsı, sahib denildiği zaman da onun içinde bulunması hallerine işaret edilmiş oluyor. Onun için Sûre-i Enbiyada medh olunurken zünnûn, burada ona benzemekten nehy olunurken sahibi hut tesmiye edilmiştir. Bunda hut ve nûn ikisi de balık ma'nâsına olmak i'tibariyle bu âyet ile de Sûrenin başındaki nûna dolayısiyle bir telmih yapılmış demektir. Bundan ba'zıları (.......) dan murad bu hut olduğuna zâhib olmuşlardır. Lâkin öyle olsa idi burada «sahibinnûn» denilmek muvafık olurdu. Demek ki, maksad o olmamakla beraber dolayısiyle ona bir işaretten de hâlî değildir. (Yunüs kıssası hakkında Vessaffat Sûresine bak). Hasılı Allah’ın kalemi evvel ile yazdığı takdirine sabr et. O cefalara tehammül eyle de yarın için vereceği hukmü gözet sabırsızlıkla kavmına kızıp öfke ile zulümâtta habse düşen Yunüs gibi olma, hiç bir vechile onun gibi olma değil, ancak şu hal ve vakıttaki Yunüs gibi olma: (.......) o vakıt ki, o, mekzum, ya'ni öfke ile nefesi tıkanmış, bir halde nidâ etmişti - (.......) diye inlemişti. Maamafih burada maksud kime ve nasıl nidâ ettiğini anlatmak değil, yalnız öfke ile boğulacak bir halde nidâ etmiş olduğunu anlatmaktır. - |
﴾ 48 ﴿