4Ki, ona Melâike ve Ruh uruc eder, bir günde ki, mikdarı elli bin sene tutar (.......) Melâike ve Ruh ona uruc eder. - Onun emriyle hepsi çıkar ona müntehi olur, ona rucu' eder, hepsi onun huzurunda (.......) mantukunca saf bağlayıp dururlar, vesait temamen mürtefi' olur. (.......) sirri zâhir olur, ona karşı bir dâfi' bulunmaz. Burada Melâike cemi, Ruh müfred zikrolunmuştur. O halde ruhtan murad nedir? Bundan ilk evvel (.......) buyurulduğu üzere emri rabdan olan ruh tebadür eder. Cumhurı müfessirîn burada Ruh, (.......) buyurulduğu vechile ta'mimden sonra tahsıs kabîlinden Cibril aleyhisselâm olduğunu söylemişlerdir. Ebû Hayyan der ki, ERRUH, Cumhur Cibril, dedi, teşrif için bil'hassa zikredildi. Burada Melâikeden sonra ve (.......) de mukaddem zikr olundu. Mücahid ise, Erruh, benî âdemin hafezası olan Melâikenin hafezası olan melâikedir dedi. Bir de Erruh, Cibrilin gayri azîm hılkatli bir Melektir, denildi. Ebû Salih insanlar hey'etinde maamafih insan değil, dedi, Kabîsa İbn-i Züeyb, kabz olunduğu vakıt meyyitin ruhu dedi (.......) Lâkin (.......) mucebince kâfirin ruhu uruc etmiyeceği beyan edilmiş bulunduğundan muradı mü'min ruhu olduğuda kayd olundu. Razî de der ki, ba'zı mükâşifîn şöyle demiştir: Ruh, azîm bir nurdur. Envarın celâlullaha en yakınıdır. Sair Melâikenin ve beşerin ruhları menazili ervahın en son derecesinde ondan teşe'ub eder. Tarafeyn arasında ervahı melekiyye meratibinin mearici ve envarı kudsiyye menazilinin medarici vardır. Ve onların kemmiyyetini Allahdan başkası bilmez. Lâkin mütekellimîn kavlinin zâhiri (.......) Cibril aleyhisselâmdır. (.......) bir günde - bir zamanda, bunun teallûkunda iki kavil vardır. Birisi (.......) ye müteallık olmasıdır ki, uruc o gün hasıl olur demektir. İkincisi de Mukatilden rivayet edildiği üzere bu «gün» ün uruca değil (.......) kavline müteallık olmasıdır. Bu surette Melâike ve Ruhun urucu zaman ile takyîd edilmemiş azâbın vukuu gününün azameti anlatılmış olur. Maamafih bu ikisinden tenazu' üzere hem vukua hem uruca müteallık olup ikisi de aynî gün olduğundan dolayı birinin ki, hazf edilip birinin ki, zikr edilmiş bulunması ma'nâsı da anlaşılır. - (.......) Ki, o günün mıkdarı Elli bin sene eder. - Burada (.......) sizin saydıklarınızdan kaydi yoktur. Fakat (.......) tenzilde (.......) buyurulmuş olmasına mebniy burada da o ma'nanın gözetileceğini söyliyenler olmuştur. Maamafih burada bu senenin Melâike ve Ruh senesi olmak ihtimaliyle günün daha ziyade tehvil ve tahzir ifade etmiş olması da muhtemildir. Ba'zıları burada elli bin seneden murad tûlün mıktarını beyan değil, o günün şiddetinden kinaye olduğunu söylemişlerdirki daha kısa veya daha uzun olmasına mani' değildir. Netekim Ebû Sa’îdi hudrîden rivayet olunan bir hadîste (.......) o gün mü'mine tahfif edilir, hattâ ona Dünyada kıldığı bir farz namazdan daha hafif olur.» Buyurulması da bunu andırır. Ebû Müslim gibi ba'zıları bugünü Dünyanın ömrü zann etmiş, ne kadarı geçti, ne kadarı kaldı Allah bilir demiş ise de doğru değildir. Dünyanın sonuna aid olması daha zâhirdir. Cumhur demişlerdir ki, bu günden murad Âhıret günü Kıyamet günüdür. Sûrenin ilerisine doğru iyzahat da bunu gösterir. Lâkin bu surette Âhıretin ebedî olmayıp bir gaye ile mahdud olması ve Cennet ve Cehennemin fanî olmaları lâzım gelmezmi? Diye bir suâl varid olabileceği mülâhazasiyle Ebû müslim bunu Dünya günlerine sarfetmek istemiştir. Lâkin bunun cevabı şudur: Kıyamet gününün nefhalar beynindeki hengâmları gibi geçici muhtelif devreleri, halleri ve ehvalleri vardırki bunlar Cennet ve Cehenneme dühulden evvel ve mü'min ve kâfire başka başkadır. Bu elli bin senelik gün Kıyamet ve Âhıretin hepsi değil, mevkıf günüdür. Kâfir Hisabı görülüp Cehenneme gönderilinceye kadar böyle ne senesi olduğu ma'lûm olmıyan ellibin senelik mevkıfte ve hattâ nice mevkıflerde böyle ellişer bin sene intizarlar içinde bekliyecektir. |
﴾ 4 ﴿