20Filhakıka rabbın biliyor ki, sen muhakkak gece üçte ikisine yakın ve yarısı ve üçte biri kalkıyorsun beraberindekilerden de bir tâife, halbuki geceyi gündüzü Allah takdir eder, bildi ki, siz onu bundan öte başaramazsınız, onun için size lutf ile ircaı nazar buyurdu, bundan böyle Kur’ân’dan ne kolay gelirse okuyun, bildi ki, içinizden hastalar olacak, diğer bir takımları Allah’ın fazlından bir kâr aramak üzere Yer yüzünde yol tepecekler, diğer bir takımları da Allah yolunda çarpışacaklar, o halde ondan ne kolay gelirse okuyun ve namazı kılın ve zekâtı verin ve Allah’a karz-ı hasen takdim edin, kendilerinizin hisabına hayr olarak her nede takdim ederseniz onu Allah yanında daha hayırlı ve ecirce daha büyük bulacaksınız, hem de Allah’a istiğfar edin, şübhesiz ki, Allah gafurdur rahîmdir (.......) Balâda geçtiği üzere bu âyetin sonradan nâzil olup Sûrenin evvelindeki kıyamı leyl emrini tahfif ve ta'dîl etmiş olduğunda ittifak vardır. Ancak yine Mekkedemi yoksa sonradan Medînedemi nâzil olduğunda ve tahfif ve neshîn keyfiyyetini ta'yinde ıhtilâf edilmiştir. Hazret-i Aişeden bu âyetin (.......) den sekiz ay sonra nâzil olup baştan farîza gibi yazılmış olan kıyamı leyli farza irca' ederek ziyadesini nesh etmiş ve tetavvua bırakmış olduğuna dair de ba'zı rivayet vardır. Lâkin İbn-i cerîrin kaydettiği bu rivayetin zâhirine nazaran bütün Sûrenin Medenî olması lâzım geliyor. Halbuki Sûrenin evveli Mekkî olmasında ıhtilaf görülmüyor, İbn-i Abbastan da: Müzzemmilin evvelindeki (.......) mü'minlere çok meşakkatli idi, şehri Ramazanda kıyamları gibi kaim oluyorlardı, sonra tahfif olundu. Allahü teâlâ merhamet buyurdu da ondan sonra (.......) ilâ kavlihî (.......) inzal buyurdu, elhamdülillâh genişletti de daraltmadı. Evveli ile âhiri arasında bir sene kadar olmuştu (.......) Katadeden: (.......) nâzil oldu bir sene veya iki sene kıyam ettiler o derece ki, ayakları ve sakları şişerdi, nihayet (.......) nâzil oldu. Nâs istirahat etti. Hasenden: (.......) âyeti nâzil olunca müslimler bir sene kıyam ettiler, kimi takat getirdi kimi getirmedi, nihayet ruhsat nâzil oldu, elhamdülillâh farîzadan sonra tetavvu'. Abd İbn-i humeydin, Ya'kub, Ca'fer tarikıyle Sa’îdden rivayetinde ise Allahü teâlâ Peygamberine (.......) indirdiğinde Peygamber sallallahü aleyhi vesellem bu hâl üzere on sene kaldı gece Allah’ın emri vechile kalkardı, Ashabından bir tâifede onunla beraber kaim olurlardı, Allahü teâlâ on seneden sonra (.......) ilâ kavlihî (.......) indirdi, on seneden sonra tahfif buyurdu. Bir takımları da bu (.......) âyetinin Medenî olduğuna kail olmuşlardır. Ebû Hayyan buna Cumhûr kavli demiş ise de öyle de görülmüyor. Deniliyorki buna Medenî diyenler, bu âyette (.......) emrinin bulunmasını nazarı i'tibara almışlar, zekât Medînede farz kılınmış olduğu için bu âyetin de Medenî olması lâzım gelir demişlerdir. Buna cevaben ise Medînede farz kılınan asıl zekât olmayıp Sûre-i Berâe âyeti mucebince masriflerin, nasîblerin ta'yini olduğunu söylemişlerdir. Çünkü Mekkî olan Sûrelerde de esas i'tibariyle zekâta dair âyetler bulunduğu inkâr olunamaz. Bizim kanaatimizce bu âyetin Medenî olduğunu andıran bir karîne daha vardır. (.......) fıkrasıdır. Çünkü bunda fîsebîlillah kıtale izin ma'nası vardır. Halbuki kıtale izin, Medenî olduğunda ittifak vardır. Halbuki kıtale izin, Medenî olduğunda ittifak vardır. Gerçi bunda mukatele edin veya me'zunsunuz denilmiyor, mukatele edecekler veya edenler olacak diye haber veriliyor. İstıkbale aid olsa da filhal neshın esbabından sayılması ve sarahaten mevzuı bahs edilmesi ihzarî mahiyyette olsun bir izne delâlet etmekten de halî kalmıyor. Halbuki buradan başka Mekkî bir âyette kıtalden sarahaten bahsedilmemiş bulunmasına nazaran bunun Medenî olması bize zekât fıkrasından daha vâzıh görünüyor. Müfessirîn ise bundan bahsetmemiş yalnız zekât emri dolayısiyle ihtilâf nakleylemişlerdir. Bütün bunları mülâhazadan sonra şu kanaat hasıl oluyorki bu âyetin hepsi değilse bile lâekal bir iki cümlesi Medenî olmak geriktir. Maamafih herhangisı olursa olsun bu âyet Sûrenin başındaki gece kıyamı emrinin şiddetini, mikdarını tahfif etmiş, beş vakıt namaz farz kılındıktan sonra akşam, yatsı gece kıyamı cümlesinden kalarak teheccüdün vucubu nedbe tehavvül eylemiştir. Buyuruluyor ki, filhakika rabbın biliyorki (.......) sen muhakkak, gecenin sülüsanına yakın ve nısfı ve sülüsü kaim oluyorsun - Demek ki, a'zamî kıyam müddeti sülüsandan biraz eksik (.......) vasatîsi, nısfı asgarîsi, (.......) sülüs oluyordu. Bu kıraette (.......) mensub olarak (.......) üzerine ma'tuftur. EDNÂ, yakın veya ekall demektir. Nafi', Ebû amr, İbn-i Âmir, Ebû Ca'fer, Ya'kub kırâtlerinde ise (.......) üzerine atf ile mecrur okunur. Buna göre ma'na: sen gecenin sülüsanından ve nısfından ve sülüsünden az kalkıyorsun demek olur. Bu surette a'zamîsi sülüsandan, nısıf veya biraz fazla, vasatîsi nısıftan az sülüs, asgarîsi de sülüsden az, rubu' miktarıdır. Şu halde on iki saatlik bir gecede ekalli üç veya dört saat, ortası dört veya beş saat, en fazlası da altı veya yedi saat kalkılıyormuş demek olur. (.......) Sen de kalkıyorsun seninle beraber olanlardan bir tâife de - ya'ni Ashabından bir cemaat da kalkıyor, Demek ki, hepsi değil, Demek ki, hepsine farz değildi veya hepsi dayanamıyordu - (.......) geceyi de günzüdü de Allah takdir eder. - İkisinin de hakikî mikdarını ancak o biçer ve o bilir ve o bütün zamanı bilir. - (.......) İlmi ezelîsiyle bilmiştirki (.......) siz onu, o gecenin takdirini ihsa edemezsiniz. - Bunda iki ma'na vardır. Birisi her gecenin saatlerini bütün küsûratiyle alesseviyye ve temamen sayacak vechile takdir edemezsiniz. Çünkü gece ve gündüz ihtilâf eder. Kesirler takdiri beşerin fevkında namütenahîye gider, uyku halinde ise temyiz bulunmaz. Bundan dolayı bu emri temamen yerine getirmek hepinizin yapabileceği bir iş olmamakla beraber sen ve ba'zı Ashabın gibi yapacak olanlarınız da ihtiyat olmak için fazlasını tutarak zahmetler, meşakkatler çekersiniz. İhsa, zamirin takdire ircaiyle Keşşafın ve bir çoklarının ihtiyar ettiği bu ma'na haddizatinde doğru olmakla beraber bu yalnız istikbale aid değil, emrin bidayetinde de böyle olduğu cihetle bu ılme nazaran ibtidai emrin pek yerinde olmamış olması gibi yanlış bir düşünce hatıra getirebilir. Bunun için (.......) zamirini Taberanînin rivayeti vechile kıyama irca' ederek tekdir ve ihsayı şu ma'nâ ile anlamak daha sade ve pürüzsüzdür. Daha ileride hepiniz bu kıyamı tamamiyle başarmazsınız, başa çıkaramazsınız. Geceyi gündüzü, zamanların hal ve istıkbalde bütün tehavvülâtını takdir eden ve bilen Allah sizin bu gece kıyamını ileriye doğru hepinizin tamiyle iyfaya takat getiremiyeceğinizi, başaramıyacağınızı ezelden bilmiş ve o suretle kıyam emrini verirken de bunu bilerek haddizatinde muvakkat olmak üzere ibtidaen Sûrenin başında işaret edildiği vechile ilerisi için bir hazırlık mahiyyetinde olarak vermiş, şimdiye kadar o ihzar yapılmış, bundan sonra ise işin genişlemesi ve ta'mimi maksud ve hepinizin o zor kıyamı hakkıyla yapamıyacağı da ındiilâhîde ma'lûm bulunmuş olduğundan onun ta'dil ve tahfifi zamanı gelmiştir. (.......) Onun için Allah sizlere ılm-ü lûtfiyle yeniden nazar buyurdu - tevbe ve salâh ile müraceat edenlere tevbelerinin kabuliyle tekrar nazar ve merhamet buyurduğu gibi sizlere de yeniden lûtuf ve merhametiyle nazar buyurdu. O ağır kıyamın ağırlığını nesh edip kolaylaştırarak yeniden şu emri verdi (.......) bundan böyle Kur’ân’dan kolay geleni okuyun - gece kıyamından, kırâetten büsbütün vaz geçin değil, aslı kıyam emri nesh olunmuyor yine kalkın, fakat nısfı veya daha azı veya daha çoğu mıkdarlariyle ve uzun uzadıya tertil kaydiyle mukayyed olmıyarak Kur’ân ve kırâet denile bilmek şartiyle ne mıkdar kolayınıza gelirse o kadar okuyun, o kadar kıyam edin. Burada zikri lâzım üç mes'ele vardır: BİRİNCİSİ, kırâet, bunda iki kavil vardır. Müfessirînden bir çokları demişlerdir ki, (.......) emrine tam tekabül edebilmek için burada kırâetten murad namazdır. Kırâet namazın erkânından olduğu için cüz zikrolunup kül murad olunmuştur. Netekim kıyam, rüku', sücud her biriyle de böyle namazdan ta'bir olunur. Buna göre ma'na gece namazından kolayınıza geldiği kadar kılın, demektir. Namaz ma'nası murad olunmak hasebiyledirki evvelki zor olan kıyamı leyl neshedilmiş, onun yerine kolayı emr olunmuş olur. Buna akşam ve yatsı namazları diyenler olmuş, teheccüdün vücubu nesholunup tetavvu' ve ıhtiyara bırakıldığını söyliyenler olmuştur. Fil'vaki' bu kırâette namaz veya kıyam kaydi gözetilmediği surette (.......) emrindeki zorluğun Kur’ân’dan kolay geleni okumakla tahfif veya nesh olunması lâzım gelmez. Olsa olsa bu emir yalnız (.......) emrine tekabül etmiş olur. Halbuki bu âyetin siyaki tahfif içindir. Teyessür de buna delâlet eder demek olur. Mecaza daî ve karîne bu demek olur. Ancak bu surette Kur’ân ismi de (.......) gibi kırâet ma'nasına masdar olarak salâttan mecaz olmak ve kırâetin kolaylığı da bil'ıbare değil, erkânından bulunduğu namazın kolaylığı dolayısiyle mülâhaza edilmek ıktiza eder. Bunlar ise zâhirin pek hılâfınadır. Bunun için hem Kur’ân ve kırâetin hakıkat ma'nâsı muhafaza edilmek hem de namaz ma'nası gözetilmek için (.......) de (.......) takdirinde namaza kalkmak ma'nâsiyle mevzuı bahs olan kıyamı (.......) ların terettübü karînesiyle burada da kıraete kayd olarak mülâhaza etmek kâfidir ki, ma'nâ «(.......) = ya'ni namazda Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun» o kadar kâfidir demek olur. Ve tahfif fahvâyi kelâmadan anlaşılmış olur. Diğer bir kısım müfessirîn ise (.......) gece namazla değil, aynen Kur’ân kırâetiyle emirdir. Binaenaleyh her gece lâekall elli âyet okumalı demişlerdir. İKİNCİSİ, emrin zâhiri yine vücub içindir. Ya'ni gece kıyam ve kırâet yine farz, ancak evvelki gibi ıhsa edilemiyecek vechile çok olmak şart değil, kolayına geldiği kadar demektir. Bu surette bunun da neshı ikinci (.......) emirleriyle vakı' olmuş olur. Murad yalnız kırâeti Kur’ân olduğuna göre de her gece biraz Kur’ân okumak bu vechile farz olmuş olur. Ki, bu namazda da namaz haricinde de olabilir. Lâkin bir kısım müfessirîn (.......) kolaya gelen ta'birinden ıhtiyara tefvız ma'nâsı anlaşılacağına mebniy bu emrin nedib veya ibaha için olduğuna kail olmuşlardır ki, Ebû Hayyan buna Cumhur kavli demiştir. ÜÇÜNCÜSÜ (.......) Kur’ân’dan kolay gelen ne kadar olabilir? Bu alel'ıtlak mülâhaza edildiği surette takat dahilinde olarak yormayacak, zahmet vermiyecek kadar demek olacağından bu ise eşhasın ve halin ıhtilâfına göre fark edebileceğinden zâhirine nazaran ta'yin olunamaz. Bununla beraber mutlak kırâet ma'nâsına haml edenler usuli âdete ve eslâfın ı'tiyadına nazaran lâekall elli âyet olmalıdır demişlerdir. Lâkin her farzda esas olarak sâbit mıkdar ta'yini zarurî olmak hasebiyle namazda rükn olan farz kırâetin ednâ mertebesi olmak üzere İmamı a'zam Ebû Hanîfeden bu hususta üç rivayet vardır. - 1: Lâekal kısa bir âyet olmalıdır. - 2, Kur’ân ismi ıtlak olunacak ve bir insan hıtabına benzemiyecek kadar olmalıdır. - 3, Lâekal üç kısa âyet veya bir uzun âyet olmalıdır. Çünkü en kısa sûre, üç kısa âyettir. Bu rivayet imameynin de kavlidir, müftabih olan da budur. İmam Mâlik ve Şafiî lâekal fâtiha okumak farzdır. Zira (.......) Fâtihasız namaz yoktur» Hadîs-i şerifi bunu ifade eder demişlerdir. İmamı a'zam vâcib ile farzı fark ederek bu hadîs ile namazda Fâtihanın vücubu sâbit ise de (.......) ile sâbit olan farzıyyet mutlak olduğuna ve binaenaleyh kasden Fâtiha terk edildiği surette namazın iadesi lâzım gelirse de sehven terk edildiği ve secdei sehiv de yapılmadığı surette vakıt geçmiş ise o namazın iadesi vâcib olmayıp müstehabb olacağına kail olmuştur. Burada bir de şundan gaflet etmemek lâzım gelir ki, (.......) de (.......) bil'ittifak beyaniyyedir. Binaenaleyh (.......) Kur’ân’dan bir cüz'e mahmul, ya'ni bir Sûre veya bir yâhud bir kaç âyet gibi yine Kur’ân ıtlakı sahih olan bir cüz'u demektir. Şimdi bu teyessürün ve neshın istıkbale müteallık olmak üzere hikmeti beyan olunarak Buyuruluyor ki, (.......) Allah ılmi ezelîsinde bildiki sizin içinizden hastalar olacak (.......) diğer bir takımları da olacak (.......) Allah’ın fadlından talebde bulunmak üzere yer yüzünde yol tepecekler - ticaret için şuraya buraya sefer edecekler (.......) diğer bir takımları da olacak Allah yolunda çarpışacaklar - mücahede edecekler. Bunlar için ise balâda zikrolunan - kıyamı leyl müteazzir olacak, o emri yerine getiremiyecekler. Burada Allah’ın fadlından kesb-ü ticaret için sefer edenlerle fîsebîlillah çarpışacak mücahidlerin yanyana zikredilmiş olmalarında bunların ikisinin de ecirde birbirlerine yakın olduklarına işaret vardır. Beyhekî Şuabı iymanda ve daha diğerleri Hazret-i Ömer radıyallahü anhten rivayet etmişlerdirki: bana ölümün geleceği haller içinde fîsebîlillâh cihaddan sonra en sevgili hal, ben bir dağın iki şu'besi arasında Allah’ın fadlından talebde bulunduğum bir sırada ölümün bana gelmesidir, demiş ve bu (.......) âyetini okumuştur. İbn-i merduyenin İbn-i Mes'uddan rivayet ettiği bir hadîste de Resulullah sallâllahü aleyhi ve sellem: her kim müsliman beldelerinden birine bir taam celbeder de onu gününün fiatiyle satarsa herhalde Allah yanında onun için bir menzile olur, buyurmuştur. Sonra bunu okumuştur. (.......) Hasılı bunlar ve bunlar gibi gözetilmeleri ve çalışmaları lâzım gelen bir takım ma'ziret ashabı skıyamı leyli başaramıyacaklarını Allah bildiği cihetle (.......) bundan böyle ondan, ya'ni Kur’ân’dan kolay geleni okuyun - (.......) ve sade farz olan vakıt namazını kılın ve zekâtı verin. (.......) ve Allah’a karz-ı hasen takdim edin - ileride sevabını almak üzere husni niyyet ve ihlâs ile ödünç verir gibi hayır yolunda infikatta bulunun (Sûre-i Bakarede ve Sûre-i Hadîd de ve Sûre-i Tegabünde ve emsalinde geçen nazîrlerine bak). (.......) Ve çünkü nefisleriniz için herne hayır takdim ederseniz Allah yanında onu hayır ve ecri daha büyük olarak bulacaksınız (.......) hem de Allah’a istiğfar ederek bütün ahvalinizde mağfiretini isteyin (.......) çünkü Allah gafurdur. - İsteyenleri mağfiret ve rahmetiyle begâm eder. (.......) "Allah'ım! Peygamberlerin efendisi olan Resulüne (sallâllahü aleyhi ve sellem) indirdiğin Kur'ân hürmetine bizlere ve iman ile bizleri geçmiş olan kardeşlerimize mağfiret buyur, merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Amin.! |
﴾ 20 ﴿