16

O akıp akıp yuvasına girenlere

(.......) cereyandan cariyenin cem'ı akanlar demek olup hunnese sıfat veya bedeldir. (.......) «kânis» in cem'ı, kânis, süpürmek ma'nâsına kensten süpüren ve künûsten kinâse giren demektir. Kinâs, ahu kısmının ağaçlık ve ormanlık aralığında gizlendiği yatağına, yuvasına denir ki, kumu, toprağa kadar süpürüp açtığı için ıtlak olunmuştur. Çokları bu cevari seyyaraler ve bahusus derarîi hamse ta'bir olunan Zuhal, Müşteri, Mirrîh, Zühre, Utârid seyyareleri olduğunu söylemişlerdir. Çünkü bunlar Şems ile beraber cereyan eder, sonra geri dönmüş görünür, sonra da Şemsin zıyasında gizlenirler. Rü'yet i'tibariyle rücu'ları hunûs, Şemsin ziyasında gizlenişleri künûstur demişler ki, eski Müneccimler bunlara «Hamsei mütehayyire» namını vermişlerdi. Bir çokları da alel'umum yıldızlar olduğunu nakl eylemişlerdir. Bunun iyzahında denilmiştir ki, çünkü yıldızlar gündüzün hunûs eder siner, gözlerden gayb olurlar. Geceleyin de künûs eder, yataklarındaki âhuler gibi yerlerinde tulû' ederler.

Lâkin künûsun böyle yalnız tulû' ile tefsirinde hafa vardır. Onun için daha doğru olmak üzere şöyle denilmiştir. Çünkü yıldızlar, gündüzün fevkal'ufuk oldukları halde bile gözlerden gizlenirler, bu sinmeleri hunûslarıdır. Tulû'larından sonra da gurub ederek âhuların kinâslarına dahil oldukları gibi ufkun tahtine girerler, bu da künûslarıdır. (.......) in böyle alel'umum kevakib diye tefsîri Hasen ve Katâdeden merviy olduğu gibi Hazret-i Ali radıyallahü anhten de rivayet edilmiştir. Maamafih seyyarati hamse ile tefsiri de Hazret-i Alîden rivayet olduğu söylenmiştir. İkisinde de kens ile tavsıf, sığır, Geyik gibi âhulara teşbih tarikiyle istiare demektir. Çünkü hans gibi künûs ve kinâs dahi bakarei vahşî ve âhu kısmında kullanılan evsaftandır. Bundan dolayı İbn-i Abbastan, Seıyd İbn-i Cübeyrden, Dahhâkten zıbâ, ya'ni geyik ve İbn-i Mes'uddan bakari vahşî demek olduğu da rivayet edilmiştir. İbn-i Cerîrin bir rivayetine göre İbrahim ve Mücahid işbu (.......) âyetini müzakere etmişler, İbrahim,

Mücahide bunun hakkında işittiğini şöyle demiş, Mücahid, biz bir şey işitiyorduk, ba'zı nâs da nücum diyorlar, demiş, İbrahim de (Nehaî olacak) onlar Hazret-i Alîye atfen yalan söyliyorlar, demiş (.......) Lâkin geyik ve bakari vahşî gibi âhu kısmından burada bir mecaz ve istiare mülâhaza edilmediği takdirde bu âyetlerin siyak-u sibakına nazaran onlara kasem edilmekte zâhiren münasebet görülmez, bu olsa olsa onların yırtıcı hayvanlardan firarları halinde ışar ile vuhuşun haşri manzarasına bir telmih olabilir. Seyyarâtın Şemse irtibatlarına nazaran seyr-ü hareketlerindeki ıhtilâfı mülâhaza da bir ma'nâ da bunu beşe tahsîs etmekte vâzıh bir ma'nâ yoktur. Alel'umum nücuma kasemde ise âlemde mekânı işgal eden bütün ecramın (.......) mantukunca bir eceli müsemmâya doğru cereyanını iş'ar ederek Sûrenin evvelinde zikrolunan akıbete doğru gitmekte bulunduklarını ihtar için evvelâ mekâniyyata, sâniyen de gece ve sabah ile zamanının cereyanına kasem edilmiş olmakta açık bir münasebet vardır.

Maamafih İbn-i Cerîr rivayetleri naklettikten sonra hiç biri ta'yin olunmayıp umumu üzere bırakılması evlâ olduğuna kail olmuş ve demiştir ki, Allahü teâlâ: ba'zan hunûs eden, ya'ni gayb olan ve ba'zan cereyan eden ve sonra da künûs eden bir takım şeylere kasem etmiştir. Kinâs, meknis, mekânis kelâmı Arabda bakari vahşî ve geyiklerin girdikleri mevzı'lerdir. Bununla beraber nücumun bulundukları mevzi'lere isti'are olunması da münker değildir. Bunlardan birine tahsîs için âyette bir delil de olmadığından bu sıfatları hâiz olanların hepsine ta'mîmi daha doğru olur (.......) Lâkin bu surette ta'mim, umumi mecaz olmuş olur. Halbuki hakîkat mümkin olur, mecaza karînede bulunmazsa ta'mîm nasıl doğru olur? Ta'mîmi tasvib edebilmek için de mecaza bir karîne bulunduğunu i'tiraf etmek lâzım gelirki o da söylediğimiz gibi nücumun hunûs ve künûs ile cereyanı siyak-u sibaka daha muvafık olmasıdır.

Bu karîne ile rivayetleri câmi' olmak üzere umumı mecazın evlâ olduğuna hükmedilebilir. Umumı mecaz olarak hâsılı ma'na ise: «hunûs, cereyan ve künûs ıtlak olunabilen vasıflarla hakikaten veya mecazen muttasıf olabilen şeyler» demek olur. Bu ise gaybda sinen ve sonra âlemi şuhudda cereyan edip de nihâyet yeni âlemi gaybda karar edeceği yere varıp nazarlardan nihan olan bütün eşyaya şamil olurki bu da âlemin hudûs ve fenasiyle (.......) medlûlü üzere mebde ve meade bir istidlâl olur. Ve onu mülâhaza ettirmek için bilhassa ahular evsafının âleti mülâhaza ittihaz edilmiş olmasında da hayatı hayvaniyye ve hayatı insaniyye bakımından düşünülecek incelikler vardır. Bu rivayetlerde Görülüyor ki, elkünnes vasfı hep kinâsa girmek demek olan künûsten olmak üzere mülâhaza edilmiş ve maddenin aslı olan kens, ya'ni süpürmek ma'nasına hiç işaret olunmamıştır. Halbuki kelimenin maddesine nazaran daha şumullu olmak üzere bu ma'naya da ihtimali vardır.

Bu surette kensin müte'addi olan bu ma'nasiyle hunûsun lâzım olan iki ma'nasından her birine göre şu mealleri ifade eder: birincisi: kasem ederim o gayıbda gizlenenlere, o akıp akıp süpürenlere, demek olur ki, (.......) hunnesin sıfatı olarak bunda kevn-ü fesad âlemi olan Dünyada tathirât ifasına memur olan Meleklere kasem edilmiş olur.

İkincisi: kasem ederim o sinip sinip dönenlere, o akıp akıp süpürenlere demek olurki bunda da hunnes, Dünyaya gelip gidenlere, cevarii künes de ondan bedel olarak alıp alıp Âhırete götüren Meleklere işaret olmuş olur.

Muraceat ettiğim tefsirlerde Melâikeye işaret olmasına dair bir nakıl görmedim, ancak Kamus etrafında Melâike dahi denildiği söylenmiştir. Nazmın da ihtimali vardır. Şu halde İbn-i Cerîrin dediği gibi umumı mecaz evlâ olunca (.......) mefhumiyle bütün bu ma'naların mülâhaza edilmesi daha evlâ olur. Bu tafsîlâttan şunu anlamış oluyoruz ki, işbu (.......) kaseminde âlemdeki tahavvülât ve inkılâbatı anlatmak üzere Velmürselâti, Vennazi'ati sûrelerinin başındaki kasemleri de icmal eden bir şumul vardır. Netekim şu kasemlerde de zamanın tehavvulâtını ıhtar ile inzar ve tebşir sarihtir:

16 ﴿