26

İyi iş, güzel amel yapanlara daha güzeli ve daha fazlasıyla karşılık vardır. Yüzlerine ne kara bulaşır, ne de aşağılanırlar. Cennet ehli işte bunlardır. Orada ebedî kalacaklardır.

Güzellik yapanlara, yani Allahü teâlâ'nın beğenisine layık ve rızasına muvafık güzel ameller yapanlara, yaptığı işin hakkını verenlere ki, nitekim Bakara Sûresi'nde "Hayır, kim işini güzel yaparak özünü Allah'a teslim ederse onun mükafatı Rabb'inin yanındadır..." (Bakara, 2/112) âyetinin tefsirinde de geçtiği üzere Resul-i Ekrem (sallallahü aleyhi ve sellem), ihsanın tarifinde "İhsan, Allah'ı görür gibi ibadet etmendir, her ne kadar sen O'nu görmüyorsan da kesinkes O seni görmektedir." buyurmuştur. İşte böyle güzel iş, vazife, ibadet, hasenat yapan muhsinler için daha güzeli, daha fazlası vardır. Yaptıkları iyiliklerin daha güzeli olmak üzere bir misli ecir ve sevap hazır olduktan başka Allah'ın lütuf ve kereminden bir de ziyade vardır ki, muzaaf (katmerli) bir usulle on katından yediyüz katına ve daha fazlasına doğru gittikçe artar durur.

Ziyade, mağfiret ve rıdvan, Hüsna cennet, ziyade de Allah'a mülaki olmaktır, dahi denilmiştir.

Ve yüzlerine ne toz konar, ne de bir zillet. Her bakımdan alınları ak, yüzleri parlak ve aydınlıktır. Yani, muradlarına erdikten başka, can sıkacak, utandıracak, yüz kızartacak, haysiyet kıracak, küçük düşürecek, her türlü leke ve kederden emin ve salim olurlar. Bir yüz karası bütün iyilikleri lekeleyeceği ve zillet bulaşan nimetin kıymeti kalmayacağı gibi bu iffet ve nezahet olmayınca, o hüsna ve ziyade, yerini ve değerini bulmuş olmaz. Bunun için Naîm cennetlerine gireceklerin bütün duaları sübhan olan Allah'ı tenzih etmekle selâm ve hamdde toplanıyordu. İşte bunlar, yüzlerine toz ve leke bulaşmayacak olan, bu işlerini iyi yapan muhsinler, yukarıda bahisleri geçen cennet ehlidirler ve orada ebedî kalacaklar.

26 ﴿